Ayşe Aydın - Siz de Hesaplayın
Bebeğinizin ne zaman doğacağını merak ediyor musunuz?
Aşağıdaki hesaplayıcı kullanarak bebeğinizin yaklaşık olarak ne zaman doğacağını hesaplayabilirsiniz.
En son adet tarihinizi giriniz.
Gün:
Ay:
Yıl:

Ayşe Aydın - Anket
Yeni tüp bebek genelgesinde yer alan "35 yaş altı kadınlara tek, 35 yaş üstü kadınlara çift embriyo transfer edilecek" maddesine nasıl bakıyorsunuz?





Anneee! Anne Oluyorum! Kitap

Ayşe Aydın - Blog 

Hamilelik Öğretileri 4: Bakıcı bulma sanatı.


Hamilelik Öğretileri 4: Bakıcı bulma sanatı.

 

Sosyal hakların sınırlı, çalışma kültürünün güdük olduğu memlekette çocuk doğurmak zordur. Çocuk doğduktan en fazla 4 ay sonra, memelerden süt sızdıra sızdıra işe gitmek acemi annenin kaçınılmaz kaderidir.


 

Lakin, üçüncü dünya ülkesinde yaşamanın da bazı avantajları yok değildir. ‘Yatılı bakıcı' konsepti, meridyenlerin batı yakasında tanınmaz, bilinmez. Allaha şükür (!) insan emeğinin pek para etmediği memleketlerde, üç beş kuruş kazanan orta sınıflar, bu tür lükslerden doyasıya faydalanır.

 

Evlat ana rahmine düşer, ana bakıcı peşine. Acemi anne çok şey duymuştur ama, ‘bakıcı bulma ve elinde tutma sanatı'nın inceliklerine vakıf olabilmesi için, bu Birleşmiş Milletler gibi dünyaya adım atması gerekecektir. Acemi ana, naif ve umut doludur. Geceleri yastığa başını koyar koymaz, beyaz atlı dadının tatlı hayalini kurmaya başlar. Tecrübeli analara yol yordam sordukça; umut dolu kalbi gölgelenmeye başlasa da ‘cehalet, iyimserliğin temelidir' ve henüz kırılmamış kalbi, acı gerçeği kabullenmeye hazır değildir.

 

Tecrübeli analar, bakıcı bulma vasıtalarını bir bir sıralar:

 

  • Bakıcı/gündelikçi kadınların iş çıkış saatlerinde, Sarıyer minibüs durağında nöbet tutma ve gözünüzün tuttuğuna ‘'hişşt hişşt''diye seslenme.
  • Laleli'den, Moldova'ya otobüs kalkan sokağı mesken tutma. Otobüslere doluşan kadınlardan, ekmeğini kıvrımlı hatlarıyla kazanamayacak yaş ve görünümdekilere,...
    Monday, March 01, 2010

    Devamı...


Hamilelik öğretileri 3- Bir dilim kek bin derde devadır, bir göbek bin ayıp örter.


Hamilelik öğretileri 3- Bir dilim kek bin derde devadır, bir göbek bin ayıp örter.

 

Gebe göbeğinin özenilecek tek bir yanı vardır; o kadar büyüktür ki ona oranla vücudun genişleyip yağlanan diğer kısımları göze küçük ve zarif gözükür.  ‘'Hiç kilo almamışsın vallahi bir tek göbek'' yorumunun yegane nedeni budur. Tabii ki bir tek göbektir; zira onun yanında, sağında solunda duran her şey toplu iğne ucu kadar kalır. Soğuk kış günlerinde hafiften yağlanıp toparlaklaşan arkadaşlar, kendilerini sizin yanınızda tığ gibi hisseder. Fotoğraf çekilirken herkes göbeğe yakın durmak için can atar.


 

Sürüklendiğiniz felaketin en önemli nedenlerinden biri, bu optik yanılgıdır. O el; ‘'Başka neyim var yahu, bir göbek'' hissiyatı ile havuçlu keke uzanır. Başka neyin olduğu, küçük azman çıkıp, göbek nisbeten hafiflediğinde gün yüzüne elbet çıkacaktır. Bir zamanlar bacakların girdiği pantalonlara, bugünlerde ancak kolun sığıyor olması da bir sinyaldir ama; göbek halüsinasyonu her şeyi tatlı pembe bir yalanla örter. El, titremeden kek dilimine sevinçle uzanır.

 

Üstelik o çiğnenmeden yutulan kek diliminin, o hamburger kaçamağının, patlamış mısıra gömülen kafanın çok da önemli bir işlevi vardır. Bu işlevin ne olduğunu gazeteler yazmaz. Tecrübeli gebe büyüklerin, hamile kalıncaya kadar söylemez. 
Takriben 10 aylık hamile, ‘'İnat ettim, okuma yazmayı sökmeden çıkmam'' mottolu bebek karnınızda, gazeteyi açarsınız. Gazeteler, artist/manken  gebelerle röportaj yapar. Başlık şudur: ‘'Hamileliğin her anı büyülü''. Hamile ropörtajının raconu budur. Gidin gazetelerin arşivlerini talan edin. O hamilelik anları hep büyülüdür, gebelik bir kadının başına gelen en güzel şeydir, artist gebe işte şimdi yaşamaya başlamıştır.
Başlığı görür görmez, aklınıza bir bir sizin...
Monday, February 22, 2010

Devamı...


Hamilelik Öğretileri 2: Anlatamıyorum galiba, içimde insan var !


Hamilelik Öğretileri 2: Anlatamıyorum galiba, içimde insan var !

Hayatta alışılmaması  gereken şeyler vardır. Bir insanın içinde -içinde derken bayağı bildiğin içinde- başka bir insan olması da bunlardan biridir. Adem babamızın Havva anamızla ‘elma date'inin üzerinden milyonlarca yıl geçmiş olması, durumu değiştirmez. O zaman da ‘‘Şok, şok, şok! İnsanın içinde insan var!'' diye duyurulması gereken bir durumdur bu, şimdi de.


 

 

İnsan karnının içinde; ince bağırsak olur, kalın bağırsak olur, bak cerrah unutur, neşter bile kalır. ‘'Neşter var'' deyince;  ‘‘Aaaaaaa !!!'' diye bağırılır; ‘'İnsan var" diyorum, insan !!!

 

O vakit karnımın içinde insan olduğunu bilip duran, hatta karnımın oradan oraya dalgalandığını gören ahali, neden düşüp bayılmaz? Bu durum;  bahar yağmurundan farksız; dünyanın en doğal şeyi gibi karşılanır. İnsan girmiş karın, kamyon kasasında duran büyükçe bir karpuzmuşçasına yoklanır.

 

Düşünün ! Mesela aniden  bu kez erkekler ağızlarından plazma televizyon, x-box  çıkarmaya başlasalar. ‘'İmdaaaat !!! Yetişin komşular.'' diye bağırmak durumun akıl almazlığına nasıl uygun kaçacak ise, bu da öyle acayip bir durumdur.
Bu iş nasıl normalleşir? Bir süre sonra; ‘'Ya bu erkekler ağızlarından plazma çıkartıyor, e üstünden de bir 300-500 yıl geçti, gelin biz buna alışalım.'' mı denmektedir ? ‘'Plazmanız hayırlı olsun, kaç ekran?'' moduna nasıl geçilir ? Normalin konsensüsü nasıl sağlanır, bir şeyin olup olup durması  normal olması için kafi midir?  

 

Mezura elimde. 52 cm'ye bakıyorum, bakıyorum, bakıyorum. Sonra deli deli dolaşıp, 52 cm'yi evde oraya buraya...
Sunday, February 14, 2010

Devamı...


Hamilelik öğretileri 1: ‘Sen daha dur, daha dur !!!’


Hamilelik öğretileri 1: ‘Sen daha dur, daha dur !!!’

Hamilelik kadınların sıkça başına gelen en yaygın insanlık hallerinden biri olmasına rağmen, hayrettir etrafında binbir türlü gizem  barındırır.  Mevzu özel kulüp üyeliğine benzer. Kıdemli hemcinslerin "junior" hamileye verecek çok sayıda dersi vardır. Junior hamile şaşkın, e biraz da şapşaldır. ‘'Başıma bir işler geldi ama ben de tam anlamadım'' diye bilinmez geleceğe doğru dertli ve meraklı bakar durur. Haftalar ve ayların ne getireceğini bilememe durumu, kıdemli hemcinslerin iştahını kabartır. Zira ‘'acıyı ballandırma'' bir hamilelik raconudur ve acı en iyi bu belirsizlik içinde ballanır.


 

‘'Sen daha dur, daha dur...''  adlı öğreti, neresinden bakarsanız bakın, acımasız bir öğretidir. Zira  görmüş geçirmiş hemcins, vakıf olduğu gizemli bilgiyi açık etmez, ama yakın gelecekte çekilecek acının boyutunu  fazlasıyla açık eder.

 

İlk ders, ızdırabın başgösterdiği ilk günlerde başlar.  Bu periyoda ‘'kussam kusturmuyor, ölsem öldürmüyor'' periyodu denir. Hamilelik hormonu damarlara gürül gürül yürümüş, midede sinsi ve kesintisiz bir bulantı başlamıştır. Junior hamile, o günlerde dert yanmaya başlar ve gebelik büyükleri ilk ‘'sen daha duuur, daha duuuur''u patlatır.  Mevcut durumda bile durmak nahoştur. Belli ki bunun bir de ‘dahası' vardır. Acemi gebe, sabırla beter olacağı günleri beklemeye başlar.

 

Bünye, bir bir hamileliğin alamet-i farikalarına kapılır. Bulantıyı halsizlik, halsizliği başağrısı izler. ‘'Dip denen yer burası olsa gerek'' derken, kıdemli gebe elini şöyle sallaya sallaya cevabı yapıştırır: ‘'Ahh ahh!!! Sen daha dur, daha dur''.

 

İkinci üç ayda acılar hafifler. Hızlıdan göbek sahibi olunur. Göbeğinizi zevk ile okşadığınız sıralarda, tartıya çıkma ihtiyacı da doğmaya başlar. Her göbeğin tartıda bir karşılığı vardır. Bu aylarda kilolar...
Thursday, February 04, 2010

Devamı...




Yukarı