Ayşe Aydın - Siz de Hesaplayın
Bebeğinizin ne zaman doğacağını merak ediyor musunuz?
Aşağıdaki hesaplayıcı kullanarak bebeğinizin yaklaşık olarak ne zaman doğacağını hesaplayabilirsiniz.
En son adet tarihinizi giriniz.
Gün:
Ay:
Yıl:

Ayşe Aydın - Anket
Çocuğunuzun ilkokulunu seçerken, hangi kriteri dikkate alıyorsunuz?






Anneee! Anne Oluyorum! Kitap

Ayşe Aydın - Blog

Her Türk çocuğu biraz sirk maymunudur.


Her Türk çocuğu biraz sirk maymunudur.

 

Türkler çocuklarını, ayının yavrusunu sevdiği gibi sever. Neredeyse sevmese daha iyidir. Söz konusu olan bir bebek olduğunda ise, ipler iyice kopar. Acemi anne beş ayda gördüklerine şaşıp kalmıştır. Türkiye'de bebekler insan değildir. Dünyaya sıkılan ruhlarımızı eğlendirmek, türlü çeşitli tatminsizliğimizi tatmin etmek, yoksunluk duygularımızı gidermek için gelen birer sirk maymunudur.


 

Bebek sevesi gelen Türk'ü, hiçbir şey durduramaz. Çocuk açmış, susuzmuş uykusu varmış, sükunet isteyesi gelmiş Türk'ü bağlamaz. Garibim bebecik uykudan gözlerini açtığı an, hatta belki daha açmadan, üç dört kişi bağıra çağıra üstüne çullanır: ‘'agucuk mugucuk''. Çocuk, ‘'nerdeyim, ben kimim?'' diyemeden kucağa alınır. Başlanır adı haykırılmaya: ‘' Ladiiiiiinnnnn, Ladiiiinnnnn''.  Sonra gelsin kahkahalar, mıncıklamalar, maşşallahhlar. Bunun bir de uykusu gelmiş çocuğa yapılan versiyonu vardır ki, en acımasızı da odur. Yavrucak tam anlamıyla ızdırap içindedir. Ama ne gam! Nihayetinde bu küçük eğlencelik şeyin görevi, bizleri hoş duygularla kendimizden geçirmekten başka nedir?

 

Oysaki gariban bebeğin de değişip duran bir ruh hali ve ihtiyaçları vardır.  Lakin pek az kişi ‘'acaba bu yavru şu anda ne istiyor?'' diye düşünür. Bebekle gönül eğleme isteyenin gözü kör ve hoyrattır. Küçük çaresiz insanların malum, ‘'bir çekilin gidin kardeşim başımdan!''deme olanakları yoktur. Bu istenmeyen durumlardan paçayı yırtmalarının tek yolu; yaygarayı koparmak, feryadı basmaktır. Lado gibi, ‘'ağlama değmez hayat bu gözyaşlarına'' mottosuyla doğan bebe, bu nedenle bir...
Thursday, July 29, 2010

Devamı...


Türk bebeği sürekli üşür, hep açtır ve her an hasta olmak üzeredir


Türk bebeği sürekli üşür, hep açtır ve her an hasta olmak üzeredir

 

Türk usulü ebeveynlik ne demek, en iyi hard core Türk usulü büyütülen acemi anne bilir. En iyi Türk anası, çocuğunu en sıkı giydirendir. Bu nedenle olsa gerek, hamile kaldığınızın duyulduğu gün eve yün hırka ve yelek yağar. Üstelik çocuğun, diyelim Ağustos'ta doğacak olması da durumu değiştirmez.

Çünkü Türk kara sahası ‘'eser''. Coğrafi olarak Batı ile Doğu arasında sıkışıp kaldığımızdan mıdır nedir, tüm ülkede koca bir türbülans vardır ve bu türbülans, küçük bebekleri hasta etmek için fırsat kollar. Zaten esmese de ‘'sabahları serin olur''. En iyisi  üç beş yün yelek bir kenarda dursundur. 


 

Türk olmanın şahane tarafları da yok değildir. Çocuğunuz;  teyze, hala, amca, nene ortamında sevgiyle büyüyecektir. Üstelik bu durum için çok beklemesi gerekmez. Doğduğu gün, hastane odası fazlasıyla aile, eş dost sevgisiyle dolup taşacaktır. Doğumun akabinde maaile dökülen göz yaşlarının ardından, zavallı bebeciğin ilk hapşırıkları başlar. Bu ilk hapşırıklar karşısında;  teyzeler, babaanneler  ‘'eyvahhhh !!! '' diyerek,  yerlerinden sıçrarlar. 

 

Bebek düşmanı türbülans canavarı, dişlerini göstermeye başlamıştır.  Yün/polar silahlar zuladan çıkar. İzin verseniz çocuk kurdeşen dökünceye kadar giydirilecek, anne karnı bile içinde bulunduğu durum karşısında havadar kalacaktır. Odadaki tüm dişilerin Türk anası damarları kabarmıştır. Bu damarla, kolektif olduğunda baş edilmesi daha da zordur. Bir hayli donanım ve uzman desteği gerekir.  Doktorunuzun;  ‘'bebekler, ağız burunlarını temizlemek için çok sık hapşırır'' ifadelerini  karşı atak olarak kullanıp, çocuğa bu ilk kurdeşen döktürme girişiminin önüne geçersiniz.

 

Türk anaları, uzman görüşü karşısında çaresiz geri çekilse de huzursuzdur. 
Üstelik bir süre sonra...
Sunday, May 02, 2010

Devamı...


Ama ama... Bana bebekler ilk haftalarda 18 saat uyur demişlerdi!


Ama ama... Bana bebekler ilk haftalarda 18 saat uyur demişlerdi!

 

Bazı insanlar öğrenmez. Bu acemi ana da onlardan biridir.  Beyinde bir ders alma merkezi varsa ve o hangi lobdaysa, belli ki küçükken o lobun üstüne düşülmüştür.  Hayat, bin bir vesile ile ama en çok da çocuk peydahlama süreci sırasında insana şu dersi bıkmadan usanmadan verir: ‘'Bazı şeyler kontrol edilemez''. Hatta, ‘'Hiçbir şey kontrol edilemez''.  Ama acemi ana, dedim ya, öğrenmez. Bu beyin hasarı, eğer çocuk büyütürken tamir olmayacaksa bir daha da olmayacaktır. Önümüzdeki günler ne gösterir bilinmez ama, ilk günler şöyle başlamıştır:


 

Acemi ananın çocuğu bekleye bekleye iyice olmuş; 4050 gram, 52 santim doğmuştur. Ladin Hanım, sadece cüssesiyle değil hali tavrıyla da yeni doğan ünitesinin ablasıdır. Zavallı şaşkın 3 kilo bebeler, feryat figan titrek vaziyette bekleşirken; o, etrafa ağır abla bakışları fırlatır. Biraz daha orada kalsa, belli ki bu titrek yavruları haraca bağlayacak. ‘'Yaşatmam sizi burada!'' deyip, garibanların kolostrumlarını elerlinden alacaktır.  Acemi anne, ‘'Hay maşşallah''ları kabul ederken;  Ladin, nam-ı diğer Lado gerçeği de yavaş yavaş kendini belli etmeye başlar.

 

İlk yüzleşme, yaşanan ağlaşmalı duygusal anlardan hemen sonradır.  Ladin Hanım, annesini emecektir. Kontrol freak ana, çoktan tüm emzirme tekniklerini öğrenmiş ve bebeğin memeyi ağzına doğru almasının fena halde önemli olduğunu kavramıştır. Bunu başarmanın da yolu yordamı bellidir. Meme, Ladine ve kamuya açılır ki, o an bu hikayenin nasıl sürüp  gideceği de belli olur. Teknik meknik dinlemeyen Lado, memeye 30 santim uzaktan atlayıp vantuzlamaya başlar.  Geri kalan hastane günlerinde kulaklara çalınan sadece iki farklı ses vardır. Memede ya da değil, Ladin'den çıkan ‘'Cork cork cork'' ve kan gelen memelerinin acısını haşlanmış lahana basarak dindirmeye çalışan  acemi anneden çıkan ‘'Ahhhh...
Tuesday, April 06, 2010

Devamı...


Ladin gelirse filmlerdeki gibi gelir!


Ladin gelirse filmlerdeki gibi gelir!

 

‘'Allah suyum geldi'' diye feryadı basıp, dörtlüleri yakarak  hastaneye koşmak ancak filmlerde olur.  Doğum dediğin meşakkatli şey (sanmayın ki bizzat biliyorum), yavaştan başlar ve uzun sürer. Genelde hastaneye yetişmek için önünüzde bir 8-10 saatiniz olur -ki Cuma akşamı köprü trafiğine bile girseniz pek sorun olmaz. Ama gene de normal doğumun, sancılanıp hastaneye gitmenin, bir gizemi ve heyecanı vardır. Zamanlaması size ait değildir, bademcik ameliyatına gitmeye benzemez.


 

‘'Allah suyum geldi'' diye feryadı basıp, dörtlüleri yakarak  hastaneye koşmak ancak filmlerde olur.  Doğum dediğin meşakkatli şey (sanmayın ki bizzat biliyorum), yavaştan başlar ve uzun sürer. Genelde hastaneye yetişmek için önünüzde bir 8-10 saatiniz olur -ki Cuma akşamı köprü trafiğine bile girseniz pek sorun olmaz. Ama gene de normal doğumun, sancılanıp hastaneye gitmenin, bir gizemi ve heyecanı vardır. Zamanlaması size ait değildir, bademcik ameliyatına gitmeye benzemez.

 

Sezaryenin nimeti ise, güzellik kraliçesi gibi doğum yapmaya imkan tanımasıdır. Sezaryen anası, bir gün önceden bir güzel manikür pedikürünü yaptırır, fönünü çektirir. Kabul gününe gider gibi takar çantayı omuza, gider çocuk doğurmaya...  İkisinin de öyle ya da böyle, başımızın üstünde yeri varken; kader iki nimeti de şahsıma çok görmüştür. Kaderde trol gibi sezaryen olmak vardır. 

 

Şöyle ki; Ladin Hanım'ın  ana rahmine demir attığı günlerde, artık 42'nci zafer haftası ha bitti ha bitecekken sezaryen günü alınır. Boyunlar büküktür, 18 Şubat'ta beklenen kızım, 1 Mart Pazartesi günü neşter marifetiyle dünyaya zuhur edecektir.

 

27 Şubat akşamı ana olmadan önce...
Friday, April 02, 2010

Devamı...


Hamilelik Öğretileri 4: Bakıcı bulma sanatı.


Hamilelik Öğretileri 4: Bakıcı bulma sanatı.

 

Sosyal hakların sınırlı, çalışma kültürünün güdük olduğu memlekette çocuk doğurmak zordur. Çocuk doğduktan en fazla 4 ay sonra, memelerden süt sızdıra sızdıra işe gitmek acemi annenin kaçınılmaz kaderidir.


 

Lakin, üçüncü dünya ülkesinde yaşamanın da bazı avantajları yok değildir. ‘Yatılı bakıcı' konsepti, meridyenlerin batı yakasında tanınmaz, bilinmez. Allaha şükür (!) insan emeğinin pek para etmediği memleketlerde, üç beş kuruş kazanan orta sınıflar, bu tür lükslerden doyasıya faydalanır.

 

Evlat ana rahmine düşer, ana bakıcı peşine. Acemi anne çok şey duymuştur ama, ‘bakıcı bulma ve elinde tutma sanatı'nın inceliklerine vakıf olabilmesi için, bu Birleşmiş Milletler gibi dünyaya adım atması gerekecektir. Acemi ana, naif ve umut doludur. Geceleri yastığa başını koyar koymaz, beyaz atlı dadının tatlı hayalini kurmaya başlar. Tecrübeli analara yol yordam sordukça; umut dolu kalbi gölgelenmeye başlasa da ‘cehalet, iyimserliğin temelidir' ve henüz kırılmamış kalbi, acı gerçeği kabullenmeye hazır değildir.

 

Tecrübeli analar, bakıcı bulma vasıtalarını bir bir sıralar:

 

  • Bakıcı/gündelikçi kadınların iş çıkış saatlerinde, Sarıyer minibüs durağında nöbet tutma ve gözünüzün tuttuğuna ‘'hişşt hişşt''diye seslenme.
  • Laleli'den, Moldova'ya otobüs kalkan sokağı mesken tutma. Otobüslere doluşan kadınlardan, ekmeğini kıvrımlı hatlarıyla kazanamayacak yaş ve görünümdekilere,...
    Monday, March 01, 2010

    Devamı...




1 2
Yukarı