‘'Allah suyum geldi'' diye feryadı basıp, dörtlüleri yakarak hastaneye koşmak ancak filmlerde olur. Doğum dediğin meşakkatli şey (sanmayın ki bizzat biliyorum), yavaştan başlar ve uzun sürer. Genelde hastaneye yetişmek için önünüzde bir 8-10 saatiniz olur -ki Cuma akşamı köprü trafiğine bile girseniz pek sorun olmaz. Ama gene de normal doğumun, sancılanıp hastaneye gitmenin, bir gizemi ve heyecanı vardır. Zamanlaması size ait değildir, bademcik ameliyatına gitmeye benzemez.
‘'Allah suyum geldi'' diye feryadı basıp, dörtlüleri yakarak hastaneye koşmak ancak filmlerde olur. Doğum dediğin meşakkatli şey (sanmayın ki bizzat biliyorum), yavaştan başlar ve uzun sürer. Genelde hastaneye yetişmek için önünüzde bir 8-10 saatiniz olur -ki Cuma akşamı köprü trafiğine bile girseniz pek sorun olmaz. Ama gene de normal doğumun, sancılanıp hastaneye gitmenin, bir gizemi ve heyecanı vardır. Zamanlaması size ait değildir, bademcik ameliyatına gitmeye benzemez.
Sezaryenin nimeti ise, güzellik kraliçesi gibi doğum yapmaya imkan tanımasıdır. Sezaryen anası, bir gün önceden bir güzel manikür pedikürünü yaptırır, fönünü çektirir. Kabul gününe gider gibi takar çantayı omuza, gider çocuk doğurmaya... İkisinin de öyle ya da böyle, başımızın üstünde yeri varken; kader iki nimeti de şahsıma çok görmüştür. Kaderde trol gibi sezaryen olmak vardır.
Şöyle ki; Ladin Hanım'ın ana rahmine demir attığı günlerde, artık 42'nci zafer haftası ha bitti ha bitecekken sezaryen günü alınır. Boyunlar büküktür, 18 Şubat'ta beklenen kızım, 1 Mart Pazartesi günü neşter marifetiyle dünyaya zuhur edecektir.
27 Şubat akşamı ana olmadan önce...