Hamilelik kadınların sıkça başına gelen en yaygın insanlık hallerinden biri olmasına rağmen, hayrettir etrafında binbir türlü gizem barındırır. Mevzu özel kulüp üyeliğine benzer. Kıdemli hemcinslerin "junior" hamileye verecek çok sayıda dersi vardır. Junior hamile şaşkın, e biraz da şapşaldır. ‘'Başıma bir işler geldi ama ben de tam anlamadım'' diye bilinmez geleceğe doğru dertli ve meraklı bakar durur. Haftalar ve ayların ne getireceğini bilememe durumu, kıdemli hemcinslerin iştahını kabartır. Zira ‘'acıyı ballandırma'' bir hamilelik raconudur ve acı en iyi bu belirsizlik içinde ballanır.
‘'Sen daha dur, daha dur...'' adlı öğreti, neresinden bakarsanız bakın, acımasız bir öğretidir. Zira görmüş geçirmiş hemcins, vakıf olduğu gizemli bilgiyi açık etmez, ama yakın gelecekte çekilecek acının boyutunu fazlasıyla açık eder.
İlk ders, ızdırabın başgösterdiği ilk günlerde başlar. Bu periyoda ‘'kussam kusturmuyor, ölsem öldürmüyor'' periyodu denir. Hamilelik hormonu damarlara gürül gürül yürümüş, midede sinsi ve kesintisiz bir bulantı başlamıştır. Junior hamile, o günlerde dert yanmaya başlar ve gebelik büyükleri ilk ‘'sen daha duuur, daha duuuur''u patlatır. Mevcut durumda bile durmak nahoştur. Belli ki bunun bir de ‘dahası' vardır. Acemi gebe, sabırla beter olacağı günleri beklemeye başlar.
Bünye, bir bir hamileliğin alamet-i farikalarına kapılır. Bulantıyı halsizlik, halsizliği başağrısı izler. ‘'Dip denen yer burası olsa gerek'' derken, kıdemli gebe elini şöyle sallaya sallaya cevabı yapıştırır: ‘'Ahh ahh!!! Sen daha dur, daha dur''.
İkinci üç ayda acılar hafifler. Hızlıdan göbek sahibi olunur. Göbeğinizi zevk ile okşadığınız sıralarda, tartıya çıkma ihtiyacı da doğmaya başlar. Her göbeğin tartıda bir karşılığı vardır. Bu aylarda kilolar...