Ayşe Aydın - Siz de Hesaplayın
Bebeğinizin ne zaman doğacağını merak ediyor musunuz?
Aşağıdaki hesaplayıcı kullanarak bebeğinizin yaklaşık olarak ne zaman doğacağını hesaplayabilirsiniz.
En son adet tarihinizi giriniz.
Gün:
Ay:
Yıl:

Ayşe Aydın - Anket
Çocuğunuzun ilkokulunu seçerken, hangi kriteri dikkate alıyorsunuz?






Anneee! Anne Oluyorum! Kitap

Ayşe Aydın - Blog

Oynatmaya az kaldı, doktorum nerdeee?


Oynatmaya az kaldı, doktorum nerdeee?

 

"Sabah kahvaltıda cocopops istiyorum."

"Her sabah olmaz oğlum. Bu sabah adam gibi peynir-ekmek- domates-salatalık yiyeceksin."

Ege "Cocopooops lütfen!" diye sayıklarken Defne devreye giriyor: "Ben nutella ekmek istiyorum, anne lütfeeeen!"

Ege: "Krep de olabilir."

Defne: "Omlet de..."

Ege: "Ama en iyisi cocopooops!"


 

"Ya sabır" diyorum. Güne başlayalı henüz 10 dakika olmuş, bende afyon patlamamış ama çocuklarımda tutturmalar tüm hızıyla başlamış. Hiç oralı olmuyorum. Bildiğim gibi kahvaltılarını hazırlıyorum. Ege biraz salatalık yiyor, Defne biraz kuru ekmek. Öyle ya da böyle alışacaklar normal kahvaltıya... Tesellim okulda da kahvaltı edecek olmaları. Bu yüzden ısrar etmiyorum. Zaten "ye, ye, ye..." diyen annelerden değilim. Her şeyden önce o mücadele beni yoruyor. Gereksiz yere çocukla anne çatışıyor. Bir de bilirim ki benim çocuklarım acıkınca ekmeklerini taştan çıkarırlar. Ege'nin yolda tost yiye yiye yürüyen bir adamın yanına yaklaşıp "Bir ısırık verir misin?" demişliği, Defne'nin plajda çay kurabiye keyfi yapan kadınların yanına sereserpe yayılıp onlarla beş çayına katılmışlığı vardır. O yüzden üstünde durmuyorum ve kahvaltı faslı bu şekilde sonlanıyor. Sıra giyinmeye geliyor.

 

"Hayır anne! Onu giymeyeceğim. O onunla uymaz, bu bununla olmaz. O ayakkabı mor, benim elbisem pembe." derken, her sabah bütün dolap boşalıyor. Yetmiyor. "Saçıma toka takmayacağım, bant istiyorum. Açık kalsın saçlarım prenses gibi..." "Kızım hava sıcak terliyorsun, üstelik saçların yemeğe giriyor. Pis saçlı ve terli bir prenses olmak istemezsin değil mi?" diyorum tüm sevecenliğimle... "İsterim....
21 Haziran 2010 Pazartesi

Devamı...


Sibel’in derdi, beni gerdi!


Sibel’in derdi, beni gerdi!

Tamam, sonuna kadar eleştiriyi hakeden bir yazı.

Üzerinde düşünülmemiş, akla estiği gibi yazılmış.

Maksat aşılmış.

Ama bu Sibel Arna'yı, ırkçı veya faşist veya yazdıkları milyonlarca kötü tanımlamadan biri yapmaz.


 

"Sana mı kaldı savunmak" diyeceksiniz?

Galiba evet.

Çünkü iki gecedir, Sibel'in yaşadıkları rüyalarıma giriyor.

Bana "Allah düşmanımın başına vermesin." dedirtiyor.

 

Altı yaşında çocukları olan ve şimdiye kadar üç dadıyla uzun süreli çalışmış biri olarak, onun aslında ne demek istediğini tahmin ediyorum.

Çalışan annelerin, eve yepyeni ve hiç tanımadıkları bir insanı yatılı olarak alma süreci başlı başına sancılıdır.

Öncelikle evde rahat edilemeyeceği düşünülür, "özel hayat kalmayacak" endişeleri yaşanır.

Ama eğer çocuğa bakacak anneanne, babaanne yoksa el mahkumdur. Gönül ister ki, medeni ülkelerde olduğu gibi bizim de memleketimizin şirketlerinde kreş olsun. Anne tuvaletlerde süt sağmak yerine, kreşe insin çocuğunu emzirsin, iş çıkışında da taksın koluna evine dönsün. Ama yok. Üstelik Çalışma Bakanlığı'na göre 50 kişiden fazla çalışanı olan şirketlerde kreş olması mecburi, ama takan yok, denetleyen de yok.

 

Neyse, dadı işe alınır, sonra bu sürece gayet güzel alışılır, avantajları yaşanır ve tedirgin olduğunuz dadı ailenin bir ferdi haline gelir. Zaten öyle olmazsa, aynı çatı altında yaşanmaz, mümkün değil.

Yeri geldiğinde bırakın çocuğunuzu,...
15 Haziran 2010 Salı

Devamı...


Babam düşünce...


Babam düşünce...

Babasıyla çocukluğunda bağ kuramayanlardanım.

Birkaç unutulmaz anım vardır.

 

İlkokuldayken beraber balığa çıkmamız,

Ben canlı canlı balıkları oltanın ucundan çıkartıp livara atarken,

Babamın benimle "aslan kızım" diye gururlanması,

Sonra çırpınan kanlı balıkları ayıklaması için annemin önüne atmamız,

Annem korkudan çığlık çığlığa bağırırken,

Baba kız buna kıs kıs gülmemiz...


 

Üniversitedeyken ona sinirlenip salonun ortasında bir sigara yaktığımda,

"Ne içiyorsun?" diyerek gelip, sigaramın markasına bakması,

Sonra ertesi gün daha hafif diye bana karton kutu Cartier alması,

 

Yine üniversitedeyken, bir gece alkol komasına girmem,

 Bunun üzerine, "Baba, benim sevgilim Ermeni" açıklamasını yapmam,

Babamın da "Eee... ne olmuş yani?" diyerek,

Beni sırtlaması ve hastaneye kaldırması...

Ben anneme "Gördün mü işte, babam bir şey demedi. Bunca yıl boşuna korkuttun beni"

diye saydırırken, babamın arabanın aynasından bana bakıp şefkatle gülümsemesi...

Ertesi gün "Gel bakalım Bekri Mustafa..." diyerek, beni karşısına alması

Sevgilimi sevdiğini, kendisi için birlikteliğimizin bir sorun olmadığını

Ancak onun ailesinin beni hiçbir zaman kabullenmeyeceğini unutmamamı söylemesi

 

İşte bu...

Bu kadar...

36 yıllık ömrümde babamla ilgili unutamadığım 3 olay var.

 

Ne zaman ondan uzaklaştım bilmiyorum,

Sevmediğim huylarımı, hık demiş burnundan düşmüşcesine, ondan aldığımı anladığımdan beri mi,

Küçüklüğümde kontrol edemediği öfkesi yüzünden annemi sık sık üzmesi yüzünden mi,

Annemin babamı otorite...
13 Mayıs 2010 Perşembe

Devamı...


Çocuksuz başlayan anneler günü, nasıl bitti?


Çocuksuz başlayan anneler günü, nasıl bitti?

 

Bu anneler gününü ilk kez çocuklarımdan ayrı geçirdim. Çok önceden planlanmış bir seyahatimiz vardı ve o zaman ayın 9'unun anneler günü olduğunu bilmiyorduk. Ekipteki hiçbir arkadaşımız bilmiyormuş. Dönüş biletini erkene almak için uğraştık ama beceremedik.


 

Neyse, seyahat muhteşem geçti. Öyle ki her anında içimden "daha sık çocuksuz program yapmalıyız." diye geçirdim. Hatta bir ara kendimi "En güzel anneler günü, çocuksuz olanmış yahu..." derken buldum. Yetişkin saatlerine göre yaşamak, gece dörtte yatıp sabah onikide kalkmak, kocayla tekrar sevgili olmak, arkadaşlarla içip coşmak neredeyse unuttuğum bir şeydi. Ne iyi geldi anlatamam.

 

Ayrıca çocuklarımı çook özledim. Son zamanlarda kavga ettiklerinde tahammülümün ciddi şekilde azaldığını ve çocuklara bağırmaya başladığımı fark ediyordum. Halbuki çok sabırlıydım ben. Her şeyi gülümseyerek, onların anlayacağı dilde anlatmayı, ne olursa olsun kızmamayı görev edinmiştim. Ama yok olmuyor. Bir yerden sonra tahammül azalıyor. Bu seyahat sayesinde tahammül pilimi de sonuna kadar şarj etmiş oldum. Pamuk gibi oldum, pamuk. Hamamdan çıkmış gibi gevşedim.

 

Ancak dün eve dönüş saati geciktikçe huzursuzlanmaya başladığımı itiraf etmeliyim. Bir de Kurtköy dönüşü köprü trafiğine takılmadık mı? Eve varmamız dokuz oldu.

 

Minnolarım beni beklemiş. Öyle bir atladılar ki üzerime... Hemen özenle paketledikleri hediyelerini verdiler. Okulda muhteşem kolyeler yapmışlar. Üstüste taktım ikisini...
11 Mayıs 2010 Salı

Devamı...


Deniz Atakay: Topuktan alınan bir damla kan, kızımın zekasını kurtardı.


Deniz Atakay: Topuktan alınan bir damla kan, kızımın zekasını kurtardı.

 

Kitabın ismi "Zekam senin elinde. Beni doğru besle"

 

Köşesinde "Bir annenin müthiş mücadelesi", arkasında "Genç bir hostesin rüya evliliği, annelik ile gelen mutluluk ve şok" yazıyor.

 

Hemen altında da "Deniz Yılmaz Atakay'dan bütün hasta ve hasta aileleri ve hatta sağlık çalışanları için çok faydalı bir kitap."

 

Konu ilgimi çektiği için bu kitabın basın toplantısına katılıyorum. Merakla yazarın anlatacaklarını bekliyorum. Şimdi burada aldığım notları sizinle paylaşıyorum.


  • Kızım Lal doğduğunda topuğundan bir damla kan alındı. 18 gün sonra Çapa'dan aradılar "Zeka ile ilgili bir sorun var, test yapılacak" demişler eşime. O an bayılacak gibi olduk.

 

 

  • Durmadan kendimi suçluyordum. Hamileliğimde bir hata mı yaptım, bir şeyi mi ihmal ettim diye... Ama bütün kuralları harfiyen uygulamış, hamile kaldığımı öğrenir öğrenmez, çok sevdiğim sigara ve kahveyi bile bir daha ağzıma koymamıştım.

 

  • Çapa'nın Beslenme ve Metabolizma Bölümü'ne vardığımızda bacaklarımız titriyordu. Emin olmak için bir test daha yaptılar. 3-4 saat süren ve bize bir ömür kadar gelen bekleyişin ardından Lal'imize bir tanı konuldu: "Hafif tip Fenilketonüri."

 

 

  • Adını bile söyleyemediğim bir hastalıktı bu: FE-NİL-KE-TO-NÜ-Rİ. Kısaca PKU deniyormuş.

 

 

  • Dr. Naime Kuru kızımın çok sağlıklı, harika bir genç kız olacağını söylese de, ben olanlara inanamıyordum. Hatta bebeğimin hiç büyümeyeceğini düşünmeye başlamıştım. Çünkü kızım meğer yaşam boyu protein alamayacakmış. Eğer alırsa zeka geriliği oluşurmuş.

 

 

  • Kafanızı karıştırmadan bu hastalığın nasıl zeka geriliği yaptığını...
    15 Nisan 2010 Perşembe

    Devamı...




1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12
Yukarı