Yazıyorum, yazıyoooorummmm, yaaaaazzzdımmmm!
Yıllar önce Hıncal Uluç köşesinde, Tag Hauer'in basın organizasyonunu yerden yere vurmuştu da, ayıplamıştım. "Davet etmişler, gitmişsin. Sanki zorla götürdüler." demiştim. Meğer ne haklıymış!
Evet ben de artık dayanamıyorum, firma ve pr şirketi ismi vererek gittiğim en kötü basın gezilerini yazıyorum. Çünkü "En ucuzundan bir gezi yapayım, bedavadan reklamımı yaptırayım" mantalitesinden artık sıkıldım. Açıkça değer vermiyorsunuz bize... Adam yerine koymuyorsunuz. Tek derdiniz gazetede haber olarak yer aldığınız sütun santim miktarı.
Çok çok üzücü! İşte kara listem:
Benim burada üzüldüğüm pr şirketlerinin durumu... Hepsi de çok değer verdiğim kurumlar. Boşu boşuna itibar kaybediyorlar.
Rekta mesela pr şirketi değil reklam ajansı. Nazan da dünya iyisi bir kadındır. GSK, anladığım kadarıyla pr ajansları olmadığı için bunlardan geziyi organize etmelerini rica etmiş. Onlar da iyi niyetle yapmaya çalışmışlar. Ama olmamış işte... Bu iş ciddi bir iş.
"El Bebek, Gül Bebek" Derneği'ni kurarken Excel'in yardımlarını, hiçbir mecburiyetleri olmamasına rağmen bizim için canla başla çalışmalarını unutamam. Figen Hanım ve Emel Hanım'a binlerce teşekkür. Gerçekten çok sevdiğim ve saygı duyduğum insanlar.
Ünite'nin ortaklarından Işıl Arıdağ zaten bayıldığım, acayip kafa bir kadın. Dost bildiğim nadir iş arkadaşlarımdan biri. Danone'yi Işıl'a anlattığımda bana hak vermiş ve demişti ki: "Az bütçeyle çok iş yapılmaya kalkıldığı zaman bu tür şeyler oluyor. Biz de zaten firmaların bu tür tekliflerini artık geri çeviriyoruz."
İşte mühim olan geri çevirebilmek... "Bu bütçeyle bu gezi yapılmaz. Çıkarın şu kadar parayı, yapalım en alasını... Aksi takdirde siz de, biz de rezil oluruz." diyebilmek... Firmaları yukarı çekebilmek, basına değer verilmesi gerektiğini onlara öğretebilmek...
Ünite kendini kurtardı, son yıllarda beraber enfes geziler yaptık. Darısı Excel'in başına!
Bu arada ben tüüüm bu gezilerin haberini yaptım. Frankfurt hariç. O yazıyı son anda reklama girdiğini söyleyerek, o dönemki yayın yönetmenim Özgür yayınlamamıştı. Yani yanlış anlaşılmasın. Ne kadar sefil olursak olalım, ortada bir haber, ilginç bir mevzu varsa, buna yer vermek bizim görevimiz, veriyoruz da... Sadece biraz iş ciddiyeti, biraz saygı bekliyoruz.
Ohh! Vallahi yıllardır içimde biriktirdiklerimi yazdım, rahatladım. Standartı yükseltebilirsem ne mutlu bana!
Sevgili pr şirketleri... Bu tür geziler planlıyorsunuz lütfen beni çağırmayın.
Gördüğünüz gibi artık tehlikeli hale geldim.
Küçük Hıncal oldum.
Unutmayın kalemin kemiği yok!
Ve ucuz geziyle haber yaptırma devri, çoktaaaan bitti.
|
Tarih / Destination / PR Şirketi / Firma
|
|
2005 / Frankfurt / Excel / Prima
Meslektaşım Nilüfer Kas ile gerçekleştirdiğimiz bu yolculukta, ön
hazırlık yapılmadığı için Frankfurt sokaklarında kaybolduk. Bir
günlüğüne gittiğimiz şehri göremeden geldik. Kaldığımız otel şehre
uzak, havaalanına yakın, rutubet kokan bir yerdi. Bu yüzden akşam
yemeği için tekrar şehre inemedik, otelde yedik. Prima'nın pazarlama
müdürü ve Excel'in o zamanki yöneticisi misafirperverlikleriyle gezinin
aksayan yanlarını bir nebze de olsa hafiflettiler.
|
|
2007 / Edirne / Ünite / Danone
Günübirlik olarak planlanan bu gezide her şey aksadı. Otobüs geç
kalktı. 2.5 saat olarak belirlenen yol, neredeyse dört saat sürdü.
Çoook kalabalıktı. Otobüs feci rahatsızdı ve kokuyordu, şöför durmadan
cep telefonuyla konuşuyordu. Çocuklara annem bakıyordu ve ben planlanan
saatten yaklaşık dört saat sonra İstanbul'a geri dönebildim. Yine
Nilüfer'le rezil olduk. Meslektaşımız Nora Romi'ye "İyi ki gelmemişsin.
Canını zor kurtarmışsın" diye mesaj çekmeyi ihmal etmedik. Gittik de ne
oldu? Hızlandırılmış bir fabrika gezisi yaptık. Bir köy kahvesinde çay
içtik. İnekten nasıl süt sağıldığını gördük. Günün sonunda yorgunluktan
dayak yemiş gibi olduk. Ne kaybettik? Koca bir iş günü...
|
|
2009 / Cenevre / Şirket yok / Merck Serono
Merck'in Türkiye'deki pazarlama yetkilisi geziye öyle hazırlıksız
gelmişti ki, yanında İsviçre Frangı bile yoktu. Taksi parasını Kanal
D'den arkadaşım Özay'la beraber verdik. Şehir gezisi planlanmamıştı.
Ben elimde haritayla ekibi gezdirdim. Gidilecek restoranlar da belli
değildi. Öğle yemeği için internetten çıkarmış olduğum listeden bir
restoran seçtik. Sonrasında kendimi Cenevre'de yaşayan lise
arkadaşlarımın yanına attım. Yani grupla takılmadım. Bu sayede gezi
benim için güzel geçti.
|
|
2009 / Brüksel / Rekta / Glaxo Smith Kline
Aman, aman, aman... Brüksel'in en kötü oteli Thon Otel. Odadaki mini
bar bozuk parayla çalışıyor. Gece Nora susuyor. Geceliklerle lobiye
inip, para bozdurmaya çalışıyor. Sonra da uykusu kaçıyor ve sabaha
kadar uyuyamıyor. Lobide "Bu bölümü sel bastığı için kapamak zorunda
kaldık. Özür dileriz." yazıyor! Internet parayla... İki günlük internet
paketi için 40 Euro veriyorum, içime oturuyor. Konferans gerçekleşmeden
önce basın toplantısı düzenleniyor. Tersi olmaz mı? Sonra haber
geçeceğiz. İnternet yine parayla... Yuh ki ne yuh! Neyse yazıyı otelden
yazıp yolluyorum. Gece duş alıp yatıyorum. Sabah 5'te kapım
yumruklanıyor. Neymiş, sular odanın dışına taşmış. Teknik görevli
göndereceklermiş. Manyak mısınız kardeşim yaaa? Uykusuzluktan
ö-lü-yo-rum! İstemiyorum teknik meknik adam. Islak halıların yaydığı
rutubet kokusuyla uyuyorum. Seçilen restoranlar yine en ucuzlarından
ama Nora ve ben kendimizi Brüksel'li arkadaşlarımız Eric ve Güldener'e
teslim ettiğimiz için enfes yeyip, içiyoruz. Bu gezinin tek güzel yanı
bu oluyor.
|
|
2010 / Lons Le - Saunier / Excel / La vache quiri
Şimdi kardeşim in the middle of nowhere bir yere ziyaret yapıyoruz.
Amenna! Zorla götürmüyorlar elbette... Biz de merak ediyoruz. Değişik
bir yer. Belki çok güzel bir şehir. Bir daha ne zaman göreceğiz,
diyerek merakımıza yenik düşüp gidiyoruz. "İnsanın başına ne gelirse
meraktan gelir" diye boşuna dememişler. Pr şirketi bu durumda ne
düşünmeli: "Bu şehirde gezilecek bir bok yok. Bari ikramla, hoşsohbetle
basın mensuplarını memnun edelim." Gastronomi yazarı arkadaşım Zeyno
Gürses, yöresel yemekleri tatmak için uçakta yemek yemediğini söylüyor.
Tattığı yöresel yemek, otobüste dağıtılan yumurtalı sandviç oluyor.
Otele varıyoruz. Elbette 2 yıldız. Temiz bir yer Allah için, ama koca
otelde fön makinesi yok. Ekonomi muhabiri arkadaşım Yeliz Öz fön
makinesinin izini bulamadığı için -6 derece soğukta ıslak saçlarla
uyuyor. Restorana gidiyoruz. Fiks menü ve deniz mahsülü... Ben severim
ama herkes sevmez. Tabağını dolu bırakanlar, aç kalanlar oluyor. Yine
bir arkadaşım ikinci bardak kırmızı şarap istediğinde garson izin
alması gerektiğini söylüyor ve tur rehberine danışıyor. Ayıp ki ne
ayıp! Ertesi gün La vache quiri müzesini geziyoruz. Hoş bir mekan. Ben
severim zaten o peyniri, ayrıca ineği de... Sonra acıkıyoruz ve güzel
bir mekanda güzel bir yemek yemeyi umuyoruz. Onun yerine müzede soğuk
kumanya dağıtıyorlar. Buz gibi... Ve yine balık. Hepimiz midemizi
üşütüyoruz, afedersiniz gaz sorunu yaşıyoruz. Yemek bittikten sonra
şehir gezisi var. Otobüs ikide kalkacakmış, ikiye kadar müzede
takılabilirmişiz. Kardeşim bizim zamanımız kıymetli yaaa... Niye
gezdiğimiz ve Leon Bel'in gülen inek sembolünü bulduğu askerlik anısını
üç kez dinlediğimiz bir yerde bir saat daha zaman geçirelim ki?
Nora'yla -10 derecede kar, tipi demeden kendimizi sokağa atıyoruz. İki
üç restorana girip, çıkıyoruz. Ağzına kadar dolu. Ve çok şirin
yerler... Kahve içecek yer bulamayınca bir pastaneye oturuyoruz. Orada
benim beynimde ampul yanıyor. "Yürü Nora! Biz bugünden Cenevre'ye
gidiyoruz." Fransızca bilmediğimiz için Nora'nın annesini arıyor ve
yanımızdaki kadınla konuşturuyor, dağdan nasıl şehre ineceğimizi
araştırıyoruz. Tren varmış. Ama saatleri belli değil. Arkadaşım
Güldener'i arıyorum. Bize saatleri öğreniyor. 13:50 de bir tane tren
varmış. Ama onu kaçırıyoruz. Bir daha da 20:00'de... O kar fırtınasında
gece yolculuğunu gözümüz yemiyor. Ama akşam ayrı takılmaya karar
veriyoruz. Zeyno da bizim kafadan... Peynir diyarına gelmişiz, fondü
yemeden dönülür mü Allah aşkına? Yani nasıl programa fondü dahil
edilmez? Neyse biz üç kız şahane yeyip içiyoruz, menüye
bakarak,dilediğimizi sipariş ederek, dilediğimiz kadar içerek...
At the same time... Ekip ekmeğin üzerine karabiber döküp yiyor. Yine fiks menü ve yemekler bir saat geç gelmiş.
Ertesi sabah Cenevre'ye varıyoruz, çok şükür. 3-4 saatimiz var
Cenevre'de... İyi bir turla bütün şehir rahatlıkla gezilebilir. Onun
yerine tren istasyonun orada berbat bir lokantada öğle yemeği ikram
edip, "çevreyi gezebilirsiniz" diyorlar. Kardeşim orası, Cenevre'nin
Laleli'si... Ayıp yaaa... En çok da Zeyno'ya ayıp. Kadın gastronomi
yazarı yaa... Sıkıysa Arman Kırım'ı, Vedat Milör'ü, Mehmet Yaşin'i
davet etseydiniz, bakın o yemekleri nasıl burnunuzdan getiriyorlardı.
Biz adam değil miyiz yani? Neyse, Nora'yla tabii yine tüyüyoruz. Old
town'da nefis bir kahve, üstüne antikacı gezme, Rue de Rhone'da
yürüyüş, Merkür'den çikolata alışverişi, L'entrecote de Paris'de leziz
bir öğle yemeği, lise arkadaşım Kürşat'la Globus Meydanı'nda tekrar
kahve... Böyle bir organizasyonu onların da yapabileceğini bilmek ama
yapmadıklarını ve ekibe tren istasyonunu layık gördüklerini görmek
insanı gerçekten sinirlendiriyor. Şehri bildiğimiz için biz şanslıyız.
Ama ekip için yine korkunç bir yemek oluyor.
|