Ayşe Aydın - Siz de Hesaplayın
Bebeğinizin ne zaman doğacağını merak ediyor musunuz?
Aşağıdaki hesaplayıcı kullanarak bebeğinizin yaklaşık olarak ne zaman doğacağını hesaplayabilirsiniz.
En son adet tarihinizi giriniz.
Gün:
Ay:
Yıl:

Ayşe Aydın - Anket
İlkokulda çocukların forma giymesini doğru buluyor musunuz?





Anneee! Anne Oluyorum! Kitap

Ucuz geziyle haber yaptırma devri, çoktan bitti!

10 Ocak 2010 Pazar
Ucuz geziyle haber yaptırma devri, çoktan bitti!

Yazıyorum, yazıyoooorummmm, yaaaaazzzdımmmm!

 

Yıllar önce Hıncal Uluç köşesinde, Tag Hauer'in basın organizasyonunu yerden yere vurmuştu da, ayıplamıştım. "Davet etmişler, gitmişsin. Sanki zorla götürdüler." demiştim. Meğer ne haklıymış!

 

Evet ben de artık dayanamıyorum, firma ve pr şirketi ismi vererek gittiğim en kötü basın gezilerini yazıyorum. Çünkü "En ucuzundan bir gezi yapayım, bedavadan reklamımı yaptırayım" mantalitesinden artık sıkıldım. Açıkça değer vermiyorsunuz bize... Adam yerine koymuyorsunuz. Tek derdiniz gazetede haber olarak yer aldığınız sütun santim miktarı.

Çok çok üzücü! İşte kara listem:


 

Benim burada üzüldüğüm pr şirketlerinin durumu... Hepsi de çok değer verdiğim kurumlar. Boşu boşuna itibar kaybediyorlar.

Rekta mesela pr şirketi değil reklam ajansı. Nazan da dünya iyisi bir kadındır. GSK, anladığım kadarıyla pr ajansları olmadığı için bunlardan geziyi organize etmelerini rica etmiş. Onlar da iyi niyetle yapmaya çalışmışlar. Ama olmamış işte... Bu iş ciddi bir iş.

"El Bebek, Gül Bebek" Derneği'ni kurarken Excel'in yardımlarını, hiçbir mecburiyetleri olmamasına rağmen bizim için canla başla çalışmalarını unutamam. Figen Hanım ve Emel Hanım'a binlerce teşekkür. Gerçekten çok sevdiğim ve saygı duyduğum insanlar.

Ünite'nin ortaklarından Işıl Arıdağ zaten bayıldığım, acayip kafa bir kadın. Dost bildiğim nadir iş arkadaşlarımdan biri. Danone'yi Işıl'a anlattığımda bana hak vermiş ve demişti ki: "Az bütçeyle çok iş yapılmaya kalkıldığı zaman bu tür şeyler oluyor. Biz de zaten firmaların bu tür tekliflerini artık geri çeviriyoruz."

İşte mühim olan geri çevirebilmek... "Bu bütçeyle bu gezi yapılmaz. Çıkarın şu kadar parayı, yapalım en alasını... Aksi takdirde siz de, biz de rezil oluruz." diyebilmek... Firmaları yukarı çekebilmek, basına değer verilmesi gerektiğini onlara öğretebilmek...

Ünite kendini kurtardı, son yıllarda beraber enfes geziler yaptık. Darısı Excel'in başına!

Bu arada ben tüüüm bu gezilerin haberini yaptım. Frankfurt hariç. O yazıyı son anda reklama girdiğini söyleyerek, o dönemki yayın yönetmenim Özgür yayınlamamıştı. Yani yanlış anlaşılmasın. Ne kadar sefil olursak olalım, ortada bir haber, ilginç bir mevzu varsa, buna yer vermek bizim görevimiz, veriyoruz da... Sadece biraz iş ciddiyeti, biraz saygı bekliyoruz.

Ohh! Vallahi yıllardır içimde biriktirdiklerimi yazdım, rahatladım. Standartı yükseltebilirsem ne mutlu bana!

Sevgili pr şirketleri... Bu tür geziler planlıyorsunuz lütfen beni çağırmayın.

Gördüğünüz gibi artık tehlikeli hale geldim.

Küçük Hıncal oldum.

Unutmayın kalemin kemiği yok!

Ve ucuz geziyle haber yaptırma devri, çoktaaaan bitti.

 

Tarih / Destination / PR Şirketi / Firma

2005 / Frankfurt / Excel / Prima

Meslektaşım Nilüfer Kas ile gerçekleştirdiğimiz bu yolculukta, ön hazırlık yapılmadığı için Frankfurt sokaklarında kaybolduk. Bir günlüğüne gittiğimiz şehri göremeden geldik. Kaldığımız otel şehre uzak, havaalanına yakın, rutubet kokan bir yerdi. Bu yüzden akşam yemeği için tekrar şehre inemedik, otelde yedik. Prima'nın pazarlama müdürü ve Excel'in o zamanki yöneticisi misafirperverlikleriyle gezinin aksayan yanlarını bir nebze de olsa hafiflettiler.

2007 / Edirne / Ünite / Danone

Günübirlik olarak planlanan bu gezide her şey aksadı. Otobüs geç kalktı. 2.5 saat olarak belirlenen yol, neredeyse dört saat sürdü. Çoook kalabalıktı. Otobüs feci rahatsızdı ve kokuyordu, şöför durmadan cep telefonuyla konuşuyordu. Çocuklara annem bakıyordu ve ben planlanan saatten yaklaşık dört saat sonra İstanbul'a geri dönebildim. Yine Nilüfer'le rezil olduk. Meslektaşımız Nora Romi'ye "İyi ki gelmemişsin. Canını zor kurtarmışsın" diye mesaj çekmeyi ihmal etmedik. Gittik de ne oldu? Hızlandırılmış bir fabrika gezisi yaptık. Bir köy kahvesinde çay içtik. İnekten nasıl süt sağıldığını gördük. Günün sonunda yorgunluktan dayak yemiş gibi olduk. Ne kaybettik? Koca bir iş günü...

2009 / Cenevre / Şirket yok / Merck Serono

Merck'in Türkiye'deki pazarlama yetkilisi geziye öyle hazırlıksız gelmişti ki, yanında İsviçre Frangı bile yoktu. Taksi parasını Kanal D'den arkadaşım Özay'la beraber verdik. Şehir gezisi planlanmamıştı. Ben elimde haritayla ekibi gezdirdim. Gidilecek restoranlar da belli değildi. Öğle yemeği için internetten çıkarmış olduğum listeden bir restoran seçtik. Sonrasında kendimi Cenevre'de yaşayan lise arkadaşlarımın yanına attım. Yani grupla takılmadım. Bu sayede gezi benim için güzel geçti.

2009 / Brüksel / Rekta / Glaxo Smith Kline

Aman, aman, aman... Brüksel'in en kötü oteli Thon Otel. Odadaki mini bar bozuk parayla çalışıyor. Gece Nora susuyor. Geceliklerle lobiye inip, para bozdurmaya çalışıyor. Sonra da uykusu kaçıyor ve sabaha kadar uyuyamıyor. Lobide "Bu bölümü sel bastığı için kapamak zorunda kaldık. Özür dileriz." yazıyor! Internet parayla... İki günlük internet paketi için 40 Euro veriyorum, içime oturuyor. Konferans gerçekleşmeden önce basın toplantısı düzenleniyor. Tersi olmaz mı? Sonra haber geçeceğiz. İnternet yine parayla... Yuh ki ne yuh! Neyse yazıyı otelden yazıp yolluyorum. Gece duş alıp yatıyorum. Sabah 5'te kapım yumruklanıyor. Neymiş, sular odanın dışına taşmış. Teknik görevli göndereceklermiş. Manyak mısınız kardeşim yaaa? Uykusuzluktan ö-lü-yo-rum! İstemiyorum teknik meknik adam. Islak halıların yaydığı rutubet kokusuyla uyuyorum. Seçilen restoranlar yine en ucuzlarından ama Nora ve ben kendimizi Brüksel'li arkadaşlarımız Eric ve Güldener'e teslim ettiğimiz için enfes yeyip, içiyoruz. Bu gezinin tek güzel yanı bu oluyor.

2010 / Lons Le - Saunier / Excel / La vache quiri

Şimdi kardeşim in the middle of nowhere bir yere ziyaret yapıyoruz. Amenna! Zorla götürmüyorlar elbette... Biz de merak ediyoruz. Değişik bir yer. Belki çok güzel bir şehir. Bir daha ne zaman göreceğiz, diyerek merakımıza yenik düşüp gidiyoruz. "İnsanın başına ne gelirse meraktan gelir" diye boşuna dememişler. Pr şirketi bu durumda ne düşünmeli: "Bu şehirde gezilecek bir bok yok. Bari ikramla, hoşsohbetle basın mensuplarını memnun edelim." Gastronomi yazarı arkadaşım Zeyno Gürses, yöresel yemekleri tatmak için uçakta yemek yemediğini söylüyor. Tattığı yöresel yemek, otobüste dağıtılan yumurtalı sandviç oluyor. Otele varıyoruz. Elbette 2 yıldız. Temiz bir yer Allah için, ama koca otelde fön makinesi yok. Ekonomi muhabiri arkadaşım Yeliz Öz fön makinesinin izini bulamadığı için -6 derece soğukta ıslak saçlarla uyuyor. Restorana gidiyoruz. Fiks menü ve deniz mahsülü... Ben severim ama herkes sevmez. Tabağını dolu bırakanlar, aç kalanlar oluyor.  Yine bir arkadaşım ikinci bardak kırmızı şarap istediğinde garson izin alması gerektiğini söylüyor ve tur rehberine danışıyor. Ayıp ki ne ayıp! Ertesi gün La vache quiri müzesini geziyoruz.  Hoş bir mekan. Ben severim zaten o peyniri, ayrıca ineği de... Sonra acıkıyoruz ve güzel bir mekanda güzel bir yemek yemeyi umuyoruz. Onun yerine müzede soğuk kumanya dağıtıyorlar. Buz gibi... Ve yine balık. Hepimiz midemizi üşütüyoruz, afedersiniz gaz sorunu yaşıyoruz. Yemek bittikten sonra şehir gezisi var. Otobüs ikide kalkacakmış, ikiye kadar müzede takılabilirmişiz. Kardeşim bizim zamanımız kıymetli yaaa... Niye gezdiğimiz ve Leon Bel'in gülen inek sembolünü bulduğu askerlik anısını üç kez dinlediğimiz bir yerde bir saat daha zaman geçirelim ki? Nora'yla -10 derecede kar, tipi demeden kendimizi sokağa atıyoruz. İki üç restorana girip, çıkıyoruz. Ağzına kadar dolu. Ve çok şirin yerler... Kahve içecek yer bulamayınca bir pastaneye oturuyoruz. Orada benim beynimde ampul yanıyor. "Yürü Nora! Biz bugünden Cenevre'ye gidiyoruz." Fransızca bilmediğimiz için Nora'nın annesini arıyor ve yanımızdaki kadınla konuşturuyor, dağdan nasıl şehre ineceğimizi araştırıyoruz. Tren varmış. Ama saatleri belli değil. Arkadaşım Güldener'i arıyorum. Bize saatleri öğreniyor. 13:50 de bir tane tren varmış. Ama onu kaçırıyoruz. Bir daha da 20:00'de... O kar fırtınasında gece yolculuğunu gözümüz yemiyor. Ama akşam ayrı takılmaya karar veriyoruz. Zeyno da bizim kafadan... Peynir diyarına gelmişiz, fondü yemeden dönülür mü Allah aşkına? Yani nasıl programa fondü dahil edilmez? Neyse biz üç kız şahane yeyip içiyoruz, menüye bakarak,dilediğimizi sipariş ederek, dilediğimiz kadar içerek...

At the same time... Ekip ekmeğin üzerine karabiber döküp yiyor. Yine fiks menü ve yemekler bir saat geç gelmiş.

Ertesi sabah Cenevre'ye varıyoruz, çok şükür. 3-4 saatimiz var Cenevre'de... İyi bir turla bütün şehir rahatlıkla gezilebilir. Onun yerine tren istasyonun orada berbat bir lokantada öğle yemeği ikram edip, "çevreyi gezebilirsiniz" diyorlar. Kardeşim orası, Cenevre'nin Laleli'si... Ayıp yaaa... En çok da Zeyno'ya ayıp. Kadın gastronomi yazarı yaa... Sıkıysa Arman Kırım'ı, Vedat Milör'ü, Mehmet Yaşin'i davet etseydiniz, bakın o yemekleri nasıl burnunuzdan getiriyorlardı. Biz adam değil miyiz yani? Neyse, Nora'yla tabii yine tüyüyoruz. Old town'da nefis bir kahve, üstüne antikacı gezme, Rue de Rhone'da yürüyüş, Merkür'den çikolata alışverişi, L'entrecote de Paris'de leziz bir öğle yemeği, lise arkadaşım Kürşat'la Globus Meydanı'nda tekrar kahve... Böyle bir organizasyonu onların da yapabileceğini bilmek ama yapmadıklarını ve ekibe tren istasyonunu layık gördüklerini görmek insanı gerçekten sinirlendiriyor. Şehri bildiğimiz için biz şanslıyız. Ama ekip için yine korkunç bir yemek oluyor.

Yorum Ekle

Adınız, Soyadınız:  
Yorumunuz:  
Güvenlik Kodu:  
Güvenlik

Yorumlar

.melis .melis

Özellikle bu cesaretten dolayı tebrik ediyorum. Basın gezileri kategorisindeki hikayemle sizinkini görüyor ve artırıyorum. 2008 Haziran ayında katıldığım bir cep telefonu markasının Moskova basın gezisi, eşine ender rastlanan bir basın-gezi olayıydı. Gezinin bombası ise basınla ekibin farklı otellerde kaldığının anlaşılmasıydı. Hem de acı şekilde. Ekip kendine lüks bir otel seçmiş, basını da şehirden kilometrelerce uzaktaki yaklaşık 2000 yataklı toplama kampından hallice bir otelde bırakmıştı. Bu skandalın ortaya çıkması ise tamamen tesadüfler sonucu gerçekleşti. Moskova’nın trafiğinden nasibini alan ekip, havaalanına giderayak acıkınca bombayı patlatan olaylar zinciri gerçekleşti. Tren garının yanında yer alan köhne bir istasyon yemek yerine(restoran diyemiyorum) götürülen ekibin yıpranan sinirleri iyiden iyiye bozulup orada yemeyi reddedince, ekibin aklına çaresizlikten süper bir fikir geldi. Basını doyurmak için çareyi emin oldukları bir restorana götürmekte bulan ekip, basını kendi kaldıkları otelin yanındaki bir yere götürmeyi sesli düşünüp, otellerinin önüne kadar götürünce herkesin surat ifadesini anlatmaktan ziyade sizlerin hayal gücünüze bırakmayı tercih ediyorum. Eğer basını götürmek istedikleri restoran adam gibi bir yer çıksaydı farklı otelde kalmış olmayı hiç anlamayacaktık. Başından beri pek memnun olmayan ekibin bu skandalı yaşamasının ardından söylenecek bir şey yok derken, aslında bir de toplama kampına ilk vardığımızda yediğimiz yemek var ki; hikayeyi eşsiz kılmaya yetiyor. Otele ilk varışta acıkan ekip, hemen otelde yemeye karar veriyor. Menünün pahalı olduğuna kanaat getiren basın kafilesinden sorumlu ajanstan bir kişi ise, yemek masasında herkesin duyabileceği sesle yaptığı telefon konuşmasıyla gezinin unutulmaz olacağının sinyallerini veriyordu. Kocasını arayan ajans yetkilisi hepimizin duyacağı sesle, pahalı bir restorana geldiğimizi ancak kredi kartının bunu karşılamaya yetmeyeceğini, çocuğun okulu için ayırdıkları parayı kocasının kredi kartına yatırmasıyla kartta yer açmasını söylüyordu. Telefon konuşmasının bitmesiyle basının “Üzülme biz yediğimizi öderiz” diye rahatlatmaya çalışmalarından daha vahim bir olay sanırım daha görmedim ya da dinlemedim..

15 Ocak 2010 Cuma
Zeynep Yılmaz Zeynep Yılmaz

Ben de bu sektörde çalışan biri olarak üzülüyorum. İyi olduğu zannedilen bir ajansın böyle hata yapması kötü.Ekip üyelerinin özellikle yurtdışı basın gezilerinde daha deneyimli oldukları takdirde başarıyla kotaracaklarına inanıyorum. Geçmiş olsun tekrar :-)

11 Ocak 2010 Pazartesi
Aylin Löle Aylin Löle

Eline sağlık Ayşe! Unutmadan Cenevre'deki öğle yemeğinde mönüdeki dana boynu eti yerine fondü yemek istedik diye rehberden yediğimiz ayarı da ekleyelim: "Ne münasebet, değiştirme olmuyor, bu kadar yemek israf mı olsun! Hem niye yemeğe bu kadar kişi gelmiyor, bu son dakika mı söylenir!" Sonuç: Dana boynu etini yemedik ama azarı yedik iyi mi!

11 Ocak 2010 Pazartesi
pelin tunçel pelin tunçel

gene harika ve cesur yazmışsın,bi eleştiri yazısı ancak bu kadar güzel ve akıcı yazılabilirdi.. tebrikler...

10 Ocak 2010 Pazar
Ayşe Aydın Ayşe Aydın

Cheers kızlar!

10 Ocak 2010 Pazar
zeyno gurses zeyno gurses

Sevgili Ayşe, Herhalde daha gerçekçi, daha içten ve daha yapıcı bir eleştri olamazdı. Farkındalıkların artması dileğiyle, gezinin en güzel kısmına cheers :)

10 Ocak 2010 Pazar
nora romi nora romi

Her şeye ragmen bu geziler sayesşnde birbirimizi tanımanın, arkdaşlığımızı geliştiştirmenin şerefine kadeh kaldıralım...

10 Ocak 2010 Pazar
Yukarı