Ayşe Aydın - Siz de Hesaplayın
Bebeğinizin ne zaman doğacağını merak ediyor musunuz?
Aşağıdaki hesaplayıcı kullanarak bebeğinizin yaklaşık olarak ne zaman doğacağını hesaplayabilirsiniz.
En son adet tarihinizi giriniz.
Gün:
Ay:
Yıl:

Ayşe Aydın - Anket
İlkokulda çocukların forma giymesini doğru buluyor musunuz?





Anneee! Anne Oluyorum! Kitap

Veli toplantısına gittim, dağıldım!

21 Ocak 2010 Perşembe
Veli toplantısına gittim, dağıldım!

Ege,

Sınıfın en küçüğü.

Hem boy pos olarak, hem yaş olarak.

Ama çok sevileni...

Eski okulunda da öyleydi.

Küçüklüğüne rağmen popülerdi.

Komik bir çocuk.

Mizah duygusu gelişmiş.

Dile yeteneği var.

Nasıl oluyor bilmiyorum ama İngiliz aksanıyla konuşuyor.

Özgüveni tam.


Ama tembel.

Çok çabuk sıkılıyor.

Konsantrasyonu zayıf.

"Oğlum şu boyamayı bitir"

"Iı-ıh Sevmiyorum ben boyama yapmayı, lego oynayacağım."

"Oğlum gel sayıları çalışalım biraz."

"Iı-ıh Okulda yapıyoruz onları. Biliyorum ben."

Üstüne gitmiyorum.

"Daha çocuk anaokulunda... Nasılsa öğrenir." diyorum.

"Üstelik resim yapmaktan, boyama yapmaktan hoşlanmak zorunda da değil" diye düşünüyorum.

Ancak...

Son veli toplantısından sonra moralim bozulmadı desem, yalan olur.

Ege rakamları ters yazıyor. Bazen baş aşağı, bazen ayna tersi, bazen de düz.

Ona göre öyle de beş, böyle de beş!

Öğretmeni diyor ki: "Tahtanın tepesinde birden ona kadar rakamlar yazılı. Çocuklardan da birden ona kadar yazmalarını sonra tebeşiri seçtikleri bir arkadaşlarına vermelerini istiyorum. Tahtanın tepesine bakarak kopya çekme hakları var. Sıra Ege'ye gelince ters yazıyor. Ama farkında değil. Gururla tebeşiri diğer arkadaşına veriyor. ‘Benzedi mi Ege'ciğim?' diye soruyorum. ‘Bana göre benzedi!' diye cevap veriyor."

"Yani?"

"Yani Ege'yle rakamları artık o kadar çok çalıştık ki, bence yazamamasının tecrübeyle değil de algıyla ilgisi olabilir."

Ne demek algıyla?

Bu bir sorun mu?

Benim pırıl pırıl oğlumun birden ona kadar yazamaması bir problemin işareti olabilir mi?

Bunları düşünürken öğretmeni başka şeyler anlatmaya başlıyor.

"Yönergeleri takip etmekte zorlanıyor. Mesela kapıya kadar git. Tek ayağının üzerinde üç kere sıçra, bir kere kendi etrafında dön. Sonra geri gel." Bizimkisi önce dönüyormuş. Sonra iki kere sıçrıyormuş. Daha doğrusu sıçrayamıyormuş. Kas gelişimi biraz zayıfmış.

Okuma yönünü bilmiyormuş. Kitap sondan başa ya da aşağıdan yukarı okunabilir zannediyormuş.

Anlatılan hikayeyi geri anlatırken ortasından girip başa dönüyormuş. Olayların sırasını karıştırıyormuş.

Halbuki yatmadan önce her gün masal okuyorum onlara!

Defter düzeni kötüymüş, resimlerle kompozisyon yaratamıyormuş!

Tabii iyi şeyler de söylüyor ama onlar şimdi önemli değil.

Bahsettikleri ciddi şeyler. Ege'nin öğretmeni bana bazı tavsiyelerde bulunduktan sonra süremiz doluyor ve Defne'nin öğretmeni ile buluşuyorum.

 

 

Defne,

Sınıfın en küçüğü...

Hem boy pos olarak, hem yaş olarak.

Çok üzülüyor, dert ediyor bunu...

Eski okulunda da öyleydi.

"Anne herkes bana ‘sen küçüksün, anlamazsın' diyor" derdi.

Geçen gün bir arkadaşından "abla" diye bahsediyor.

"Kızım sen onunla yaşıtsın" dedim.

"Ama anne o benden çok iri. Ona abla dememi istiyor."

Kızımın özgüveni zayıf.

İlgi çekmek istiyor.

"Parmağım acıyor, karnım ağrıyor." Devamlı hemşirede...

Okulda kaybolmaktan korkuyor.

Bazen bebek gibi konuşuyor.

Bazen istediği olmayınca ağlıyor.

Aslında arkadaşlarının ona küçük muamelesi yapmasına kendi neden oluyor.

Farkında değil.

Ama çok çalışkan

"Kızım gel biraz sayıları çalışalım" dediğimde,

Kalemini, defterini kapıp geliyor.

Öyle titiz resim yapıyor ki anlatamam.

Yaptığı her işte iyi olmak istiyor.

İyi değilse, yapmak istemiyor.

Rakamları yazarken hata yapabiliyor.

O da bazen ters yazıyor

Bunun bilincinde...

Bu yüzden tahtaya kalkmak istemiyor.

Yönergeleri uygulamakta o da zorlanıyor.

"Üç kere zıpla, dön ve geri gel" dendiğinde...

O da sayıyı ve sırayı karıştırabiliyor.

O da sıçramakta zorlanıyor.

 

Rehberlik servisi ile gerçekleşen toplantıda ikisi içinde diyorlar ki "Bedensel olarak zayıflar. Gelecek sene ilkokulda yalnız başına kalacaklar. Son zil çalıp da, çocuklar koşa koşa okuldan çıkarken, Defne ve Ege'nin hırpalanma ihtimali var."

 

"Biz nasıl büyümüştük" diye düşünmeden edemiyorum yine...

Bu yaşta sayıları zaten bilmiyordum.

Oyuncağım bile yoktu doğru dürüst.

Bir bebek, iki araba...

Yatmadan önce kimse bana kitap okumaz, masal anlatmazdı.

Annem benimle elbette oynamazdı, kardeşime bakmakla meguldu.

Oynamasını talep ettiğimi de hiç hatırlamıyorum.

Kendi kendime yeterdim.

Belki de yetmek zorundaydım.

Kendi başıma yemek yeme, uyuma, üstümü başımı değiştirme konusunda kesinlikle Defne ve Ege'den iyiydim.

Büyük yerlerde kaybolmaktan korkmazdım.

Zaten hep büyük yerde, sokaktaydım. Kafamın üstünde tavan yerine, uçsuz bucaksız gökyüzü vardı.

Sokak oyunları (sek sek, yakar top, istop, misket) oynadığım, ağaçlara tırmandığım için sanırım bedensel gelişimim de daha iyiydi.

Özgürdüm. Evet evin bahçesindeydim ama annemin ne işler karıştırdığımdan hiç haber olmazdı.

Kafama koyduğum şeyi yapardım. Buna evin damına çıkmak, duvarın üstünden atlayarak komşunun bahçesine dalmak dahil. "Cısss, yasak!" diyen kimse yoktu!

Belki de bu yüzden özgüvenim tamdı.

 

Bilmiyorum.

Bu işte bir terslik var ama ben çözemiyorum.

Defne ve Ege'yi annemin beni yetiştirdiği gibi yetiştirsem daha mı iyiydi acaba?

Saldım çayıra, mevlam kayıra...

Gerçi kadın mecburdu o zaman.

Ev işi mi yapsın, bebek mi baksın, çocuk peşinde mi koşsun, ablamın ergenlik problemleriyle mi uğraşsın?

Elbette çocuklarımın eninde sonunda 1'den 10'a kadar yazabileceklerini biliyorum.

Diğer sorunları da kolaylıkla çözebileceğimize inanıyorum.

Meseleyi büyütmüyorum.

Bugüne kadar hep rahat anne oldum, rahat olmaya da devam edeceğim.

 

 

Ama yine de pedagog randevusu aldım.

Emin olmak istiyorum,

Onları büyütürken hata yapma lüksüm yok.

Herkesin olsa bile benim yok!

Anne-çocuk yazarıyım.

Burada uzman görüşleriyle anne-babalara bilgi vermeye çalışıyorum.

Demezler mi sonra "Kendi söküğünü dikememişsin, anne!" diye.

Nasıl bakarım yüzlerine?

 

 

Neyse, pedagoga gideceğiz.

Hanya'yı, Konya'yı göreceğiz!

 

Bu arada henüz ikisi de ilkokula başlamadan, bunları yaşadığıma inanamıyoruuummmm!!!

 

 

 

 

 

 

Yorum Ekle

Adınız, Soyadınız:  
Yorumunuz:  
Güvenlik Kodu:  
Güvenlik

Yorumlar

Mehtap Mehtap

Ya bunlar ne kadar samimi içten görüşler.Bıkmıştım benim çocuğum mükemmel herşeyi olması gerektiği gibi yapıyo ,sanki tornadan çıkmış gibi görüşlere.İşte dedim bizde de bunları yaşadık. Nihayet gerçekçi yazan biri.Gerçekten tebrik ederim eşimle soluksuz okuduk yazınızı ve çok beğendik

25 Şubat 2010 Perşembe
Gözde Gözde

Kardeşimle aramda 11,5 yaş fark olduğu için onun gelişimini küçük anne edasıyla takip ettim. Artık hiçbişi eskisi gibi diil rekabet ve acımasızca yorumlar anaokulundan başlıyor. Bizimkinde de bacak kaslarında sorun var diye düşünerek senelerce dert yandık. Anaokulunda da ezildiği günler oldu. İlkokulda da servisten çocukların elinden zor kurtardığımız günler oldu. Hatta ben git servisteki iri çocuklara söyle "ablam çocuk katili" de, "gece gelir parmaklarınızı keser" de, gafletinde bulunmuştum. Benimki de ergenlik işte :) ertesi 1 hafta servisteki bütün çocuklar cama yapışık ben kendi lise servisimi beklerken bana bakıyordu nasıl bi katil bu diye. Sonra tabii rehberlik annemi aramış "oğlunuz arkadaşlarını ablasıyla korkutuyor" diye :D Her neyse, kardeşimi Üsküdar Amerikan'dan üstüne para verip çıkarttılar. İnan öyle yerdiler. Dersleri kötü de diildi. Annem tabii perişan! Çocuk komik bi çocuktu , "espri yapıyor, derste dikkat dağıtıyor" diye demediklerini bırakmadılar. Ne rekabet ne rekabet! İster istemez biz de pedagoglara götürdük falan ama inan hiçbirine gerek yokmuş. Şu anda kardeşim 1.90 boyunda aslanlar gibi sağlığı sıhhati yerinde bir delikanlı. Bu sene Koç üniversitesi Ekonomi bölümüne başladı. Tabiiki tedbirini al, dikkat et ama hiç moralini bozma. Ne oluyorsa bu sistemden, bilgisayarlardan. "Değişen gelişen dünya" diyoruz ya işte bu gelişimin bi takım dezavantajlarını da yaşıyoruz ne yazık ki.

25 Ocak 2010 Pazartesi
Dilara Özgür Dilara Özgür

Kardeşim ilk okula yaşıtlarına göre biraz erken başladığı için okumayı hemen öğrenememişti. Hatta kafasız ilkokul öğretmeni de anneme abuk subuk konuşmuştu. O zamanlar kurdele de takılırdı, bizimki kurdelesiz kalmıştı. Annem de o hırsla bir hafta sonunu kardeşimle beraber mutfakta geçirerek (Deve Yavrusu Çölaşan'la birlikte) ona okumayı söktürmüştü. Mutfağın kapısından gizlice onları izlediğimi hâlâ hatırlıyorum. Kardeşimin perişan hâlini de. Onun uzun süre kitap okumayı sevmemesini de bu tatsız tecrübeye bağlıyorum. Kardeşimin şimdi oldukça zeki ve de çok başarılı biri olduğunu düşünürsek, o öğretmen adı altında oraya oturtulmuş şahsa sinirlenmemek elde değil. Hatta aslında düşününce biraz gururu incinmiş anneme de kızmadan edemiyorum şimdi. Ama benim de başıma gelse, belki ben de aynı şeyi yapardım, bilemiyorum. Ben şu içinde bulunduğumuz eğitim sisteminden ve yarıştan son derece şikayetçiyim. Çocukların bu küçük yaşta sadece oyunu düşünmeleri, oynarken işlerine gelirse öğrenmeleri gerekirken, bir şekilde öğrenmeye zorlanmalarını da kesinlikle onaylamıyorum. Bunun kavgasını kızım ana okuluna giderken de verdim. Kızımın ilk okula okumayı yazmayı v.s. öğrenmeden başlaması için elimden geleni de yaptım. Gereksiz yere, zamanından önce bilgi yüklenen çocukların ilk okulda hiç de umulduğu gibi başarılı olamadıklarını, hatta aksine bocaladıklarını da gördüm. Kızımda ise böyle sıkıntı yaratacak bir durumla hiç karşılaşmadım. Ben ilk okul ve orta okuldaki eğitim sisteminden de çok dertliyim. Bir gün her şeyin temelden değiştirilmesini umut ediyorum. Yeri geldiğinde söylenmeden de geçemiyorum. Ama bu konu size şimdilik uzak. Açıkçası bu tür konularda bilgi açısından benden çok daha ileri bir seviyede olduğunuzun farkındayım. Ama düşüncelerimi sizinle paylaşmadan da edemedim. Her çocuğun kendi ritmine bırakılması taraftarıyım. Ege'nin çok zeki, girişken ve yaşıtlarının üstünde bir çocuk olduğu yazılarınızdan belli. Açıkçası bu yazınızı da okuyunca çok zeki bir çocuk olduğu için "Kapıya git, iki kere dön.v.s." türünden komutları uygulamanın çok saçma olduğunu düşünüp, beyninin bunu reddebileceği bile aklıma geldi. Çok sevgiler

25 Ocak 2010 Pazartesi
Şermin Erdoğdu Şermin Erdoğdu

Ayşe hn, Ben hamile kaldığımda siz de Vatan'da yazılarınızı yazardınız o zamandan bu yana sıkı takipçinizim.Benim de 4,5 yaşında ikizlerim var.Ben de açıkçası okul yıllarından çok ürküyorum. Yazınızı okuyunca ne kadar haklı olduğumu anladım.Tabi burada okulun da çok önemi var,en azından daha şimdiden sizi bilgilendirdikleri için gerçekten şanslısınız...Hangi okula gittiklerini ve ayrı ayrı sınıfta olup olmadıklarını öğrenebilir miyim.

22 Ocak 2010 Cuma
Ayşe Aydın Ayşe Aydın

Sevgili Alev Hanım ve Sevgili Yasemin Hanım, Teşekkür ederim. Moral verdiniz bana... Bizimkilerin de doğum tarihi 21 Aralık. Ve gerçekten sınıflarında kocaman görünümlü çocuklar var. Ben de düzeleceğine inanıyorum. Harekete geçtim zaten. Desteğiniz için tekrar teşekkürler!

21 Ocak 2010 Perşembe
Alev Uçar Alev Uçar

Bu sorunun üstesinden kolaylıkla geleceğinizi düşünüyorum. Defne ve Ege'ye hamile kaldıktan sonra yazdığınız tüm yazıları okumuştum. Benimde oğlumu ve yaşadıklarımı anlattığım 3 yıllık bir blogum var. Oğlum ilkokula başladı bu yıl. Sınıfta okumayı öğrenen ilk çocuk değildi belki ama öğrendi. 3, 7 ve 5'i arada hala ters yazıyor. Düz yazmayı biliyor ama aklı oyunda çünkü o yüzden tam konsantre olmuyor bence. Çok üstüne gitmiyorum bende ama insan acaba diyor tabi!! Pedagoga danışın ama çok da kafaya takmayın bence de. İkiz oldukları için gelişimlerinin akranlarından biraz daha "minik" olması çok normal değil mi? Minyon olmaları hiç de kötü değill ama şimdi farkına varmazlar bunun. Koley gelsin size, sevgiler..

21 Ocak 2010 Perşembe
Yasemin Aydınlık Yasemin Aydınlık

Sevgili Ayşe Aydın. Benim de 5 yaş 4 aylık Beril adında bir kızım var. Çocuklarımız yaşıt olduğundan sizi yazmaya başaldığınız günden beri takip ediyorum. Kızım Beril Küçük Prens anaokulunda hazırlık sınıfında. Sene sonu çocuğu olduklarındanmı nedir inanılmaz bir fark var yaşıtlarıyla arasında. Onlar daha iri, daha boylu, daha olgun. Hoş çocuksu olması benim hoşuma gidiyor. Berilde bazı harfleri, kelimeleri ters yazıyor. Üstelik bizim okulda bu yıl okuma yazma eğitimi var. İlkokul 1 müfredatını uyguluyorlar anaokulu hazırlıkta. Sebebi de seneye fransızca okuma yazma varmış, ikisi zor olurmuş!!! Defne ve Ege'nin yaşında 28 aralık doğumlu kızımın arkadaşı var. Gerçekten henüz yaşıtlarına göre çok küçükler. Bence tüm bunlar normal, moralinizi bozmayın. Evet bizler daha özgürdük, şimdi anlıyorumki bu bir lüksmüş ama biz şimdiki anne babalar daha bilinçliyiz, çok daha ilgiliyiz ve güzel yetiştiriyoruz çocuklarımızı. Ben kardeşim doğunca yatağımı ıslatmaya başlamıştım ve bu uzun yıllarda devam etmişti maalesef. Annemin beni pedagoga götürmek aklına bile gelmemişti. Defne'de Ege'de çok normal, akıllı çocuklar sadece henüz küçükler. Sizi ve çocukalrınızı sevgiyle kucaklıyorum. Yasemin Aydınlık

21 Ocak 2010 Perşembe
Yukarı