Berbat bir trafikte süründükten ve yer olmadığı için arabayı hızla okulun önündeki kaldırıma park ettikten sonra saat tam 11:00'de başlayacak olan törene yetişmeyi başarıyorum. 5-6 yaş sınıfları yan yana dizilmiş, ilk ders yılı boyunca öğrendikleri şarkıları söylüyorlar. O kadar şekerler ki anlatamam. Bir yandan "Hav hav hav benim cici köpeğim. Hav hav hav evimi bekle" diye bağırıyor, bir yandan da fıldır fıldır gözleriyle kalabalık içerisindeki annelerini arıyorlar. Bulunca da "Anne, anneeee!" diye bağırıp sevinçle el çırpıyorlar.
Geride kaldığım için bizimkilerin beni göremediğini ve bu yüzden ikisinin de yüzünün düştüğünü fark ediyorum. Zıplıyorum, elimi kolumu havalara kaldırıyorum ama kendimi göstermeyi başaramıyorum. En ön sıra da hıncahınç dolu...
Çocuklarım uğruna başkası yapsa çok sinir olacağım bir hareket yapıyorum ve omuzlarımla kalabalığı yara yara kendimi en öne atıyorum. Ancak yine de kibarım. İnsanların önünü kapamamak için yere oturuyorum. Önce Defne'ye kendimi fark ettiriyorum. Sonra çömelmiş vaziyette komik adımlar atarak Ege'nin önüne geçiyorum. Millet "Ne deli kadın!" demiştir. Olsun. Tatlılarımın yüzünde güller açıyor beni görünce. Çaktırmıyorlar ama komik surat ifadeleri takınıp, fotoğraf çekmem için poz üstüne poz vermeye başlıyorlar.
Tören bittikten sonra sınıflara çıkıyoruz ve sıra karne dağıtımına geliyor. Ben karne aldıkları anı kaçırmamak için sınıflar arasında mekik dokuyorum. Neyse her ikisinin de karne alma anını yakalamayı ve fotoğraflamayı başarıyorum. Zaten öğretmenler refleks olarak önce karneyi veriyor, sonra öğrenciye sarılıp veliye dönüyor. Tüm veliler ellerinde kameralarla hazır çünkü...
Bu keyifli dakikalar, anneleri gelmediği için ağlayan iki öğrencinin hıçkırıklarıyla bozuluyor. O kadar üzülüyorum ki o çocuklara... Çalışan bir annenin teknik olarak saat 11:00'de başlayan bir törene gelmesi mümkün değil. Ben açıkçası bu kadar çok annenin katılmasını da beklemiyordum. Herhalde izin almışlar. Hatta birkaç baba da var. Katılım bu kadar çok olunca, o minikler kendilerini sahipsiz hissediyor, herhalde. Karnelerini aldıktan sonra, fotoğrafları çekilmeyince ve anne tarafından öpülüp tebrik edilmeyince yüzleri öyle bir hal alıyor ki... İçim parçalanıyor. Eminim anneleri de, bu manzarayı görse, perişan olurlardı. Ama dediğim gibi, o saatteki törene sadece kendilerinin katılmamış olacağı akıllarının ucundan bile geçmemiştir.
Defne ve Ege de çok üzülüyor. İkisi de arkadaşlarına sarılıp, onları teselli ediyor. Çocuklarımın vicdan duygusu o kadar gelişmiş ki... Gurur duyuyorum onlarla!
Neyse okulun yarım gün olmasından faydalanarak sömestir programına başlıyoruz.
İlk durak Kanyon'daki Robot Zoo!
Defne ve Ege'yi kapıda bir rehber karşılıyor ve dev hayvan robotlarının önüne geçerek tek tek bilgi veriyor. Kara sinek, gergedan, mürekkep balığı, bukelamun, ornitorenk, çekirge, yarasa... Bizimkiler hepsi hakkında ilginç şeyler öğreniyor. Mesela yarasaların görmediğini ve keskin kulakları sayesinde yönlerini bulduklarını, sivrisineklerin çok hızlı olduğunu ve bulanık gördüklerini, bukalemunun renk değiştirdiğini... Sanıyorum 5 yaşında oldukları için basit ve anlayacakları dilde anlatıyor ve bu çocukların gezi boyunca sergiye olan ilgilerini kaybetmemelerine yol açıyor.
Bazı robotları kumandalarla kontrol ediyorlar, ornitorenk resmine bakarak ornitorenk parçalarını birleştiriyorlar, mürekkep balıklarını yarıştırıyorlar, yarasa olup kelebek avlıyorlar ve daha birçok şey...
Rehberin anlatması güzel! Ama serginin esas güzel yanı, çocukların deneyimleyerek öğrenmelerini sağlaması...
Biz çok keyif aldık. Size de tavsiye ederiz.
Sergi 30 Mayıs'a kadar açık. Bilet fiyatı 10 TL. (Evet biraz kazık.
Ama çocuğunuz hayvanlara, bilime meraklı bir tipse değer. Çok şey öğrenecektir.)