Bize tüp
bebek önerildiği zamandan bu yana 2.5 ay geçti. O günden beri kafamızda "Ne
olacak acaba?" sorusu var. Bu işin en zor kısmı ne ilaçlar, ne hormonlarınızı
alt üst eden iğneler, ne de karşınıza çıkacak hastalıklar. İşin en zor kısmı,
psikolojisi.
Geçen
hafta tüp bebek işleminin komplikasyonlarından, "Yumurtaların aşırı uyarılması"
anlamına gelen "Hiperstimulasyon" hastalığına yakalandığımı anlatmıştım. 10
günlük yatak istirahatim boyunca karnımın büyüklüğü doktorumun dediği gibi iki
katına çıktı. Bu şişlik midemi sıkıştırdığı için mide bulantısı, beni çok
yorduğu için çarpıntı yaptı. Sırtüstü yatıp dinleneyim derken karnımın yaptığı
baskı, kuyruk sokumumu zedeledi, yürüyemez hale geldim. Ağırlık omurgamı iki
büklüm yaptı, dik duramaz hale geldim. En rahat duruş şeklim sağa veya sola
yatış oldu.
İç organlar bebeğe yer açıyor
"Hamilelikte
de insanın karnı büyüyor. Niye böyle olmuyor?" diye soracak olursanız,
hamilelikte bebeğe yer açmak için bütün iç organlarınız yer değiştiriyor.
Kalbiniz, mideniz, bağırsaklarınız hepsi kibar bir şekilde bebeğe yol açıyor.
Karın büyüdükçe bir tek sırt ağrıları oluyor ve sırt üstü yatılması
önerilmiyor. Neyse bu 10 günlük süreç korku filmi gibi gözükse de, kafamda
sadece gebelik testinin sonucu olduğu için yaşadığım sıkıntıyı hiç önemsemedim.
Bize tüp
bebek önerildiği zamandan bu yana 2.5 ay geçti. O zamandan beri kafamızda "Ne
olacak acaba?" sorusu var. Bu işin en zor kısmı ne ilaçlar, ne hormonlarınızı
alt üst eden iğneler, ne de karşınıza çıkacak hastalıklar. İşin en zor kısmı,
psikolojisi. Her şey unutulsa da, yaşanan stres zor unutuluyor. Sinirlerinizin
gerçekten çok kuvvetli olması lazım. Zaten bu işlemi uygulayan birçok hastanede
psikolojik danışmanlık hizmeti veriliyor.
Sonuçları
öğrenmeden bir gün önce eşim beni telkin etmeye başladı. "Biliyorsun en önemli
şey biziz. Eğer işler ters giderse ne olur çok üzülme olur mu? Tekrar deneriz"
Böyle dese de, onun benden daha da stresli olduğunu biliyordum. "Biliyorum,
üzülmem" diyebildim. Yemekten sonra bir an önce sabah olması için hemen yattık.
Sakin olmak mümkün değil
Sabah
8.00'de hastaneydik. Görevliye gebelik testi için geldiğimi söyleyince,
doğurmak üzere gibi görünen karnıma şaşkınlıkla bakıp bana yeri gösterdi. Kan
aldırırken hemşireye, "Eğer sonuç olumluysa ikiz olup olmadığını anlayabilir
miyiz?" diye sordum. Hemşire hamilelik hormonu BHcg değeri 500'ün üstünde ise
büyük ihtimalle bebeklerin ikiz olduğunu ama
sonuç olumlu olsa bile iki gün sonra tekrar test yapılması gerektiğini,
bu test sonucunda Bhcg değeri iki katına çıkıyorsa bunun sağlıklı bir hamilelik
anlamına geleceğini söyledi.
Telefonumu
aldılar. 12.00 itibariyle haber vermek için arayacaklarını söylediler. Eve
gittik. Eşimle hiç konuşmuyoruz. Ben bir yerli filmin karşısında tırnak
kemiriyorum, o da durmadan sigara içiyor. Saat 12.00'den itibaren her çalan
telefona atlıyoruz ama arayanlar hep sonucu öğrenmek için arayan arkadaşlar
oluyor. Kiminin suratına telefonu kapıyorum, kimine, "Ben arayana kadar
aramayın" diyorum. Yok artık sakin olmam, güçlü olmam mümkün değil. Bayıldım
bayılacağım. Saat 12.30'da eşime hastaneyi arattırdım. "Biz sizi arayacağız"
diye terslediler. Dayanamayıp kendimizi sokağa attık. Yarım saat sonra
aradılar.
"Ayşe
Aydın'la mı görüşüyoruz?"
"Evet
benim"
"Biz
hastaneden arıyoruz."
"Evet,
evet..."
Eşim bu
arada arabayı sağa çekti.
"Tebrik
ederiz, hamilesiniz" Eşimin elini sıktım ve hafifçe başımı sallayabildim.
"BHcg
kaç?"
"638"
"Allah'ım
ikiz galiba..." Telefon elimden düştü. "Cumartesi... Tekrar... kan testi..."
Artık ne
söylendiğinin hiç önemi yoktu...
Uzman görüşü
Psikolojik tedavi de gerekli
Amerikan Hastanesi Klinik Psikolog
Dr. Yeşim Altuncu:
Avustralya'da
yapılan bir araştırmada, hastaların yüzde 30'unun psikolojik nedenlerden
tedaviyi bıraktığı belirlenmiş. Bu ülkede 6 denemeye kadar işlemin maliyetini
devlet karşılasa da, yine aynı araştırmaya göre insanlar 3 denemeden sonra
vazgeçiyorlarmış. Bu da işin psikolojik boyutunun önemini gösteriyor.
Psikolojik
tedavinin de ilaç tedavisi gibi zorunlu olması lazım. Ancak psikoloji sigorta
kapsamına girmediği için, işlemin maliyetini artırıyor. Bu tedavi herkes için
gerekli olsa da, şu anda sadece isteyenlere uyguluyoruz. İşin bir sürü boyutu
var. İlk önce kısırlık teşhisi birçok hastada, ruhsal bir çöküntü yaratıyor. Bu
kişiler kendini hayatta yetersiz olarak görebiliyor ve daha doğmamış
çocuklarını kaybetmiş psikolojisine kapılıyorlar. Hayata küsebiliyorlar.
İşlemler uygulanırken bekleme sürecine katlanamıyorlar. Sonuç başarısız olursa
yaşanan travma çok daha büyük oluyor.
Eşler birbirine destek olmalı
49
yaşındaki bir bayan hastanın, onuncu deneme sürecine yardımcı olmaya çalıştık.
Çocuk sahibi olma istemesinin nedenlerini araştırdık. Konuya doğru bakmasını
sağlamaya çalıştık. Bizim görevimiz "Yap, yapma" şeklinde öneride bulunmak
değil. Hastaya bakış açısı kazandırmak, endişelerinin üstünden gelmeye çalışmak,
toplumsal baskıyı azaltmak. Ancak hastada psikolojik olarak ciddi bir hastalık
baş gösterirse, hekimiyle konuşup tedavinin durdurulmasını önerebiliyoruz.
Bu
süreçte eşlerin birbirine destek olması çok önemli. Başarısızlıktan sonra
eşlerden biri tekrar denemek istiyor, diğeri istemiyorsa, bu evlilikleri bile
bitirebiliyor. Çocuk sahibi olamadığı için "mutlu aile" kavramının
zedelendiğini düşünen kişi eşini de kaybediyor.