Ya ben böyle bir
icraat ne gördüm ne duydum.
Defne ve Ege'nin
hayatlarında okul olarak tanıdıkları ilk kurum olan, Zeynep Mutlu Vakfı Kemer
Okulları'nın Göktürk'teki merkez binası dün belediye ekiplerince yerle bir
edilmiş.
600 kişi savaş
meydanına çıkar gibi, sabahın köründe okulu basmış.
Efendim, arazi belediye ile ihtilaflıymış.
Olay yargıdaymış.
Belediye yapının kaçak olduğunu söylüyormuş.
Muhtarlıktan unvanı belirsiz iki kişinin imzaladığı gayrı
ciddi bir belgeyle okulların Pazar sabahı yıkılacağı tebliğ edilmiş.
Vakfı yetkilileri, sürenin uzatılması için kaymakamlığa
başvurmak istemiş ama her daim açık olan kaymakamlık kapalıymış. Falan filan...
Diyelim ki arazi kaçak. O zaman davayı zaten belediye
kazanırdı. Okullara el koyardı, tapuyu devralırdı ve eğitim devam ederdi.
Yanlış mı düşünüyorum?
Bu ülkede okula muhtaç bu kadar çocuk varken...
Hayırsever insanların yaptırdığı okullar gazetelere manşet
olurken...
Okul yıkmak ne demek, biri bana bunu açıklasın?
Bugün gözyaşları içinde okudum gazetedeki haberleri...
Duygusallaştım.
Rahmetli Ercan Arıklı'nın ilk ölüm yıldönümünde açılmıştı
Ercan Arıklı binası... Ercan Bey'in her zamanki gibi şık, janti ve hafif çapkın
gülüşü dev bir resmi binanın üzerine asılmıştı. Abisi Tuncer Arıklı açılışta
demişti ki: "Ercan, bağışlarıyla inşa edilen bu binanın açılışını göremedi.
Ancak buradan mezun olan çocuklar, ondan daha başarılı işler yaptığında, daha
iyi dergiler çıkarttığında Ercan'ın bunu hissedeceğini ve bulunduğu yerden
gururla gülümseyeceğini biliyoruz."
Ercan Arıklı bulunduğu yerden, bir eğitim yuvasının
dozerlerle yerle bir edildiğini umarım hissetmemiş, umarım ruhu rahatsız
olmamıştır.
Ben onu ikinci kez kaybetmişiz gibi hissettim, fotoğrafları
görünce... Onun gibi bir adamın belediye otobüsünün altında kaldığına, olay
gözümüzün önünde gerçekleştiği halde inanamamıştım. Bu seferde dozerin altında
kaldı Ercan Arıklı!
Çok moralim bozuldu.
Lise binasının açılış günü renkli geçmişti ve ortada bir
matem havası yoktu. Hepimiz Ercan Bey'in katkılarıyla inşa edilen bu yeni
yapıda okuyacak, yetişecek binlerce çocuğun heyecanını, mutluluğunu
paylaşıyorduk.
O çocukların içinde, benim çocuklarımın da yer alacağını o
zaman nereden bilebilirim ki...
Tam dört yıl sonra binanın kapısından içeri tekrar girdim.
Gösteri salonuna geçtim, en öndeki koltuklara heyecanla kuruldum. Kocamın elini
tuttum. Kardeşim, ablam, eniştem hepsi elinde kameralarla hazır bekliyordu.
Derken Defne ve Ege sınıf arkadaşlarıyla sahnede belirdi.
3.5 yaşındaki bebeklerim önce bale yaptı sonra "Vııız vızzz arı uçuyor.
Çiçeklere konuyor. Toplamış ballarııı... Kovanına taşıyor. Kovanına taşıyooooor"
ve "Let's go fly a kite, Up to the heighest height!" diye bağıra bağıra harika
iki şarkı söyledi.
Çocuklarımızın ilk gösterilerini izlerken, öyle gururlandık
ki... Ağlamaktan helak olduk.
O bina, o okul yerle bir şimdi.
Anılarımızla beraber...
Geriye bir tek Atatürk büstü kalmış. Üzerinde "Benim manevi
mirasım akıl ve ilimdir" yazıyor. Anlayana!