İsviçre ile karşılaştırdığınızda, Türkiye'ye özel aile sorunları neler?
Birçok farklılık var. Türkiye'de en sık karşılaştığımız durum 40-50 yaş arası erkeklerin yaşadığı bunalımlar. Sorun genellikle iletişimin bozulmasına ve aldatmaya varıyor.
Bunun nedeni ne?
Türk toplumu çok hızlı değişti. 40-50 yaşlarında bir erkeğin bugününe ve 20-25 yıl öncesine bakarsanız, sosyoekonomik açıdan ve mevkii bakımından çok büyük bir fark görürsünüz. Kadınla erkek bu değişimi paralel şekilde gösteremiyor. Kadın geri planda kalıyor, erkek daha aktif bir rol üstleniyor ve ilişkide giderek çiftler birbirlerine yabancılaşıyor.
Avrupa'da bu olmuyor mu?
Daha az. Çünkü Türkiye'de feodal aile yapısından, modern aile yapısına geçiş olmadı. Bunun yerine eşler bireyselleşmeye yöneldi.
Çiftler konuşmayı beceremiyor
kaçmak daha kolay geliyor
Nedir modern aile yapısı?
Ortak değerlerin araştırıldığı, ortak faaliyetlere zaman ayrıldığı, çiftlerin konuşabildiği, bireyselliğe de alan tanıyan bir yapıdır. Bizde konuşarak anlaşma kısmı gerçekleşmedi. En önemli fark o. Çiftler, özellikle de erkekler, eşlerine duygu ve düşüncelerini ifade etmiyor, etmeyi bilmiyorlar. Önlerinde model yok. Konuşmayı beceremeyince de, kaçıyorlar. Almanca'da "Auseinandersetzung" diye bir kelime vardır. Anlamı, anlaşamayan iki kişinin sorunlarını masaya yatırması, birbirlerinin fikirlerine saygı göstererek dinlemesi ve ortak bir paydada buluşmaya çabalaması... Türkçe'de bunun karşılığı bir kelime dahi yok.
Konuşmaya başlayınca ne oluyor?
Genellikle başlanmıyor. Başlanırsa da olay kişiselleştiriliyor. Eleştiri, kişiliğe saldırı olarak algılanıyor. Yine çok önemli bir fark, bizde eleştiri kültürünün olmaması. Taa çekirdek aileden başlıyor bu... Annenize babanıza fikrinizi söyleyemezsiniz, onları eleştiremezsiniz, onlar ne derse doğrudur. Okullarda bunun eğitimi yok. Yani ülkemizde çiftlerin konuşamaması için her türlü zemin hazır.
Türk erkeği korkak
kadınının özgüveni eksik
Danışanlarınıza bakarak, ilişki içinde Türk erkeği ve Türk kadınını nasıl tanımlarsınız?
Danışanlarım, ortalamanın üzerinde eğitim ve sosyoekonomik profile sahip kitleler... Bu profile baktığımızda, Türk erkeğinin cesur değil aksine korkak olduğunu görüyoruz. Kendisini ortaya koymaktan, sorumluluktan, problem çözmekten korkuyor. Bunun sonucunda da ya ilişkiden kaçma ya otoriter olma ya yalan söyleme ya da baskı kurma eğilimine gidiyor. Kadınların ise anlaşılmaz bir şekilde özgüvenleri az. Sanırım toplumsal olarak erkek yüceltildiği, kadına alttan almanın, erkeğin karşısında sinmenin bir erdem olduğu öğretildiği için. Türk kadınları hem Doğu kültürünün nimetlerinden faydalanıyor, hem Batı kültürünün değerlerini biliyor. Çok kıymetliler ancak kendi düşüncelerine yeterince güvenmiyor, potansiyellerini yeterince kullanamıyorlar. Bu yüzden de erkek kadının değerini göremiyor.
Size kadınlar mı daha sık başvuruyor?
Dünyada genel olarak kadınlar erkeklere göre iki kat daha fazla yardım alma eğilimindedir. Erkekler yardım almayı zayıflık olarak görüyor. Ayrıca erkekler problemleri otoriter yaklaşımla çözmeye çalıştığı için, genelde mağdur olan kadınlar oluyor.
Bütün gün kavga eden çiftler
yüzde 85 oranında anlaşıyor
Çiftler başka hangi nedenlerle size başvuruyor?
Kavga, iletişim kuramama... Terapi esnasında enteresan bir durum gözlemliyoruz. Birbirlerinin ve kendilerinin en sevdikleri ve değişmesini arzu ettikleri üç özelliklerini sıralamalarını istiyoruz. Bütün gün kavga eden çiftlerin, yüzde 85 oranında anlaştığını görüyoruz. Mesela Fatma Hanım Ahmet Bey için "Çok sinirlidir, bağırır çağırır, beni dinlemez" diyor. Ahmet Bey de "Ben sinirli bir adamım. Bunu değiştirebilmek isterdim" diyor. Ancak bunu terapide kabulleniyor, evdeki kavgalarda aksini iddia ediyor. Ahmet Bey ise Fatma Hanım için "Her dediğimi yanlış anlar, surat asar" diyor. Fatma Hanım'a sorduğunuzda, biraz alıngan olduğunu söylüyor. Aslında çiftler doğru bir yaklaşımla birbirlerinin iddialarını büyük ölçüde kabulleniyorlar. Burada iletişimin büyüsü ortaya çıkıyor.
"Ne yaparsam yapayım, bu
kişi değişmez" yaklaşımı yanlış
Çiftler, birbirlerinin yanında sorunlarını konuşabiliyorlar mı?
İnsanların duygularını dile getirebilmeleri çok kolay olmuyor, cesaretlendirmek gerekiyor. Çok tartışan çiftler bir süre sonra birbirlerinin sadece o yüzlerini görüyor. Birbirlerini tanımıyorlar, karşılarındakini bir zamanlar neden sevmiş olduklarını unutuyorlar. Burada tekrar birbirlerini keşfetmeye başlıyorlar, anlaşabildiklerini görüyorlar, değişme yolunda adım atıyorlar. Bazen bir odada, bir saat yan yana oturmaları bile çok önemli oluyor.
"7'sinde neyse, 70'inde o" diye bir şey yok yani.
Yok. "Ne yaparsam yapayım, bu kişi değişmez" yaklaşımı yanlıştır. Herkes değişebilir, memnun olmadıkları ve karşı tarafı mutsuz eden davranışlarını değiştirmeyi öğrenebilir.
Bitti zannedilen bir ilişki
8-15 seansta kurtarılabilir
Bazı davranışlar genetik değil mi?
Bazı öğrenmelerin genlerle geçtiğini biliyoruz. Ancak insan bir bukalemundur. Davranışın genetik olması değişmeyeceği anlamına gelmez. Gözümüzün rengini değiştiremeyiz ama öfkemiz eğer babamızdan geliyorsa öfkemizi kontrol etmeyi öğrenebiliriz. Şartlar değiştiğinde, herkes yeterince değişir.
Bir ilişkinin kurtarılma süreci yaklaşık kaç seans?
Bu problemin ne kadar uzun sürdüğüne, tarafların yardım almaya ne kadar açık olduğuna, problem çözme becerilerine göre değişir. Birbirlerini seven ama birbirine yaşamı çekilmez hale getiren Ahmet Bey ve Fatma Hanım örneğinde, 8-15 seans arasında çok ciddi bir aşama kaydetmiş oluruz.
İlişkilerde zaman zaman idareyi
karşımızdakine bırakmalıyız
Ev ödevi veriyor musunuz? Bir örnek verir misiniz?
Ödevler çiftlerin problemlerine göre verilebiliyor. Örneğin çok tartışan çiftlere "Tartışmaya yarım saat süre ayırın. Önce bir taraf, sonra diğer taraf sırayla duygu ve düşüncelerini söylesin. Süre bitince tartışma durdurulsun" diyoruz. Bir şey programlandığı zaman anlamını yitiriyor. Bu ödev çiftleri tartışmaya yabancılaştırırken, aynı zamanda kendilerini ifade etmelerine olanak tanıyor. Bir başka ödev "Bu hafta her ikinizin de keyif aldığı bir şey yapın." İnsanların birbirlerinde uyandırdıkları duygu, birlikte yaşadıklarıyla çok paralel.
Yani ev ödeviyle de olsa, güzel bir an yaşadıkları zaman araları düzelmeye başlıyor.
Evet. Çözüm odaklı yaklaşıldığında ilişkiler kurtulma yoluna giriyor. Potansiyeli olan iki insan güçlerini birbirlerine karşı kullandıkları zaman hiç yol alamıyor. İsviçre'de bir çalışmamız vardı. Birlikte olan çiftlere birbirine göstermeden hayallerindeki evi ve arabayı çizmesini istiyorduk. Sonra kalemi beraber tutmalarını ve hiç konuşmadan beraberce evi ve arabayı çizmelerini... Çıkan resim kiminkine daha çok benziyorsa, o daha aktif olan taraf oluyor, bazen resim ikisinin ortası çıkıyor, bazen de kalemi farklı yönlere oynattıkları için, ortaya hiçbir şey çıkmıyor. İlişkilerde de böyle... Zaman zaman idareyi karşımızdakine bırakmalıyız, zaman zaman kendimizden bir şeyler katmalıyız.
Çocuk için mutsuz evlilik sürdürülmeli midir?
Çocuklar için anne ve babayla birlikte bir aile ortamında büyümek daha sağlıklıdır. Ancak anne babanın çatıştığı durumlarda ilişkiyi teraziye koymak lazım. Bir evliliği bitirmenin çocuk için bir maliyeti varsa, bitirmemenin de vardır. Sırf boşanmış bir ailenin çocuğu olmasın diye, aşırı çatışmaların olduğu bir ortamda çocuğun ruh sağlığını bozmamak gerek.
İnsanların yerine karar vermiyoruz
ama farkındalık sağlıyoruz
Sorunlarını çözemeyip boşanmaya karar verenler oluyor mu?
Buraya gelen kişiler, ilişkisini kurtarma konusunda istekli kişilerdir. Terapinin amacı çiftlerin sorunlarının çözülmesine destek olmaktır. Her ne pahasına olursa olsun bir arada tutmak değildir.
İlk seanstan kurtulmayacağını düşündüğünüz evlilikler oluyor mu? Bunu açık açık söylüyor musunuz?
Yapılan araştırmalar terapist değişime ne kadar inanıyorsa, danışanların değişme ihtimallerinin o kadar arttığını gösteriyor. İlk seanstan buna inanmak terapinin etkinliğine önemli ölçüde zarar verir. Ancak ciddi bir şiddet veya sertlik varsa, birbirlerini daha fazla yaralamamaları ve daha soğukkanlı bir şekilde çalışabilmemiz için, bir süre ayrı kalmalarını önerebiliyoruz. İnsanların yerine karar veremeyiz, ama farkındalık sağlarız.
Cinsellik ilişkide en kırılgan
alandır, hemen bozulur
Evli çiftler cinsel sorunlarla geliyor mu?
Çok az. Daha çok çatışma nedeniyle geliyorlar ve terapi sırasında cinsel hayatın azaldığı ya da sonlandığı ortaya çıkıyor. Cinsellik ilişkide en kırılgan alandır. İlişki bozulmaya başladığı an, cinsellik de bozulmaya başlar.
Aşk evliliklerinde kadınlar
daha zor kopuyor
Aşk nedir? İşin kimyasını anlatır mısınız?
Aşk duyguları zenginleştiren bir o kadar da kısıtlayan, kendi içinde ikilemleri olan ve insanın vazgeçmek istemediği çok büyük bir yükseklik duygusu. Dünyaya hakim olma, her şeyin üstünde olma hissi... Bana göre güzel bir illüzyon. Karşınızdakini olduğundan çok daha fazla idealize ettiğiniz bir dönem. Bir yandan da aşık olduğunuz kişiyi en az tanıdığınız dönem. Aşık olan insanların beynindeki sinapslar arasında seratonin aktivitesinde artış görülüyor.
Aşk evliliği yapanlarla yapmayanlar arasında, problemlerin çözümünde fark oluyor mu?
Aşk evliliklerinde özellikle kadınlar daha zor kopuyor. Kopma anında hep geçmişteki olumlu duygular canlanıyor. İlişki dayanılmaz olsa da geri dönüşler yaşıyorlar.
Terapi ortamı çok sunidir ama danışanlarımda
nadiren pozitif duygular oluşabiliyor
Danışanların psikiyatristlerine aşık olduğu söylenir. Evdeki adam seni hiç anlamıyor ama burada bir adam seni dinliyor, acayip anlıyor.
Erkekler böyle bir tehdit gördükleri için terapiden kaçma eğilimindedir. Oysa, kadınlar tanıdığı, alışkın olduğu ilişkiyi sürdürme arzusundadır ve bu konuda yardım istemektedirler. Yani buraya problemlerini çözmek için geliyorlar. Bu düşünüldüğü kadar sık olan bir durum değildir.
Filmlerde çok görüyoruz.
Filmler için iyi bir konu da ondan.
Yaşıyor musunuz böyle şeyler?
Nadiren, pozitif duygular oluşabiliyor. Bunda da sınırlar konuluyor. Terapi ortamı çok suni bir ortamdır. Tek taraflı bir iletişim vardır. Terapi danışana ait, ona odaklanılan, onun ihtiyaçlarına göre şekillendirilen 50 dakikayla sınırlı bir süre.
Şartlar insanların dürüst olmasını
engelleyebiliyor, bu da ilişkinin sorunu
Çiftler birbirine karşı dürüst mü?
Dürüst olma eğilimleri daha fazla. İnsanın doğasında dürüstlük vardır. Çocukların akıllarına geleni söylemesi bundandır. Fakat şartlar insanların dürüst olmasını engelleyebiliyor. Ya dürüst olduğunuzda yapıcı bir ortam bulamıyor ve cezalandırılıyorsunuz, ya da problemi nasıl çözeceğinizi bilmiyorsunuz. Mesela narsistik bir erkekle bir arada olan kadınlar bir süre sonra her akıllarına geleni söylememeyi öğreniyor. Söylediklerinden çok büyük anlamlar ve kavgalar çıkabileceğinden korkuyorlar. "İlişkide biri dürüst değilse, kötü olan odur" diye bir şey yoktur. İlişkinin sorunudur, dürüst olmamak... Durmadan yalan söyleyen kişileri ayrı tutuyorum, tabii.
Duygusal boşluk bazen
aldatmayla sonuçlanabilir
Size göre aldatma affedilir mi?
Affedilebilir.
Hangi koşullarda?
Kişilerin kendilerini yalnız hissetmeleri, duygusal boşluk yaşamaları bazen aldatmayla sonuçlanabilir. İnsanca bir şeydir. Ama bir kimse sürekli aldatıyorsa, ilişkinin iyi veya kötü olmasından bağımsız olarak bunu alışkanlık haline getirdiyse, paralel bir hayat arzusu içerisindeyse affedilmemelidir çünkü davranış tekrarlayıcıdır. Bu durumda kişinin dürüst olup bu ilişkiyi yürütemeyecek durumda olduğunu söylemesi gerekir.
Yani bir kerelik zaaf affedilebilir. Peki böyle bir şey yaşandığında dürüst olmak mı gerekir, olmamak mı?
Dürüst olmak gerekir. Dürüst olunmadığında çok büyük bir risk alınır. Önemli olan her aldatmayı aynı kefeye koymamaktır. Kimseye aldatmasını tavsiye etmem. Sonuçları ağırdır. Ancak "Her aldatmanın olduğu ilişki bitirilmelidir" de çok yüzeysel bir yaklaşımdır.
Her başarılı Türk erkeği narsizimini iyi yönetmelidir
aksi takdirde derinliği olan ilişkiler sürdüremez
Bazı insanların yapısının, düzenli ilişki sürdürmeye uygun olmadığı doğru mudur?
Evet. Mesela narsisistik özellikleri çok güçlü kişiler... Bu kişiler sınırsız bir beğenilme ihtiyacı içerisindedir. Bu nedenle başarılı ve güçlü olma arzusundadırlar. İstekleri yerine getilmediğinde parlarlar. Hatta isteklerini ifade dahi etmeden, hissedilip yerine getilmesini arzularlar. Dışarıda sempatik, anlayışlı kibar, hayranlık uyandıran tiplerdir ancak ikili ilişkide farklıdırlar. Paylaşmayı beceremezler, kendilerine odaklı bir hayat sürerler, empati becerileri zayıftır, öfke kontrolleri düşüktür, eşlerinin gücünü bir tehdit olarak algılar ve onu azaltmaya çalışırlar. Eğer bunda başarılı olup eşlerini güçsüzleştirirlerse, bu defa da güçsüzlüğe tahammül edemedikleri için ilişkiden uzaklaşırlar. Türkiye'de, özellikle erkekler arasında narsisistik kişilerin oranı bana göre Batı'ya oranla daha yüksek.
Neden?
İki ortamda narsisistik kişilik filizlenir. Bir sevgisiz, iki sınırların olmadığı ve çok koruyucu aile yapılarında... Birbirine zıt gibi görünen iki ortam da, daha kendine odaklı kişilerin yetişmesini sağlar. Bizim aile yapımız ikisine de müsait olsa da, genelde Türk erkeği, küçüklükten beri aile içinde el üstünde tutulmaktadır, paşa olarak yetiştirilmektedir. Bu yüzden Türk erkeklerinin narsisistik eğilimi, Avrupalılara göre çok daha fazladır. Kültürümüzün de etkisiyle kendilerine, istek ve ihtiyaçlarına odaklı bir hayata alıştırılmışlardır. Bu alışkanlık, daha sonra ilişkide beklenti haline dönüşüyor.
Karşılanmayınca ne oluyor?
Paylaşımcı ilişki gerçekleşmiyor. Tartışmak demek, biraz tahtı paylaşmak demektir. Bu yüzden narsisistik kişilikler tartışma ortamından kaçar. Tartışmaları ya otoriter bir şekilde bastırırlar ya da arenayı terkeder farklı güç ve başarıların peşinden koşarlar. Bu noktada aldatma eğilimi ortaya çıkar. Kendine hayran ilişkiyi sorgulamayan, kendisine bağımlı, kolay ilişkilere yönelirler. Kendilerinden yaşça oldukça küçük ilişkiler yaşamak, bunun en sık görülen örneğidir. Özellikle başarılı insanların narsisistik özellikleri güçlüdür. Her başarılı Türk erkeği narsizimini iyi yönetmelidir, aksi takdirde uzun süreli, derinliği olan ilişkiler sürdüremez.
Narsisistik biriyle beraber olan kadın ne yapmalı?
Narsisistik kişiler çok yoğun bir şekilde eleştirdikleri için kadının özgüveni aşınır. Özgüven olmadan sorun halledilemez. Yine öfkeye kapılmadan sukuneti korumak ve güç savaşına girmeden sorun odaklı değil, çözüm odaklı yaklaşmak işe yarayabilir.
Sağlıklı bir ilişkide mastürbasyona ihtiyaç
duyulmayacak kadar cinsel tatmin olmalıdır
Prof. Dr. Tarık Yılmaz'a aşağıdaki cinsel öğelerinin hangilerinin ilişkide yeri olduğunu sordum. Hemen hemen hiçbirinin yeri yokmuş.
Pornografi: Ben kimsenin ilişkisini iyileştirmek için pornografiyi tavsiye etmem. Pornografinin ruhunda sorun var. Kadını daha çok meta gibi gösteren bir yapısı var. Kadın her an cinselliğe ve erkeğin isteklerini yerine getirmeye hazır bir obje olarak gösteriliyor. Bu sağlıklı bir ilişkinin ruhuna aykırı.
Mastürbasyon: "İlişkide, cinsel hayatta sıkıntı mı var?" sorusunu gündeme getirir. Normalde bir ilişkinin mastürbasyona ihtiyaç duyulmayacak kadar cinsel ihtiyaçları tatmin ediyor olması gerekir.
Şiddet: Çiftler karşılıklı olarak bundan hoşlansa dahi problemdir. Bu dışavurum ilişkideki şiddet eğilimini artırabilir ve şiddet cinsel alanın dışına da çıkabilir.
Sanal seks: Sanal seks aslında sanal değil. Sadece dokunmanın olmadığı bir cinsellik. Partnerler için aynı derecede yaralayıcı olabilir.
Üçüncü kişi: Cinsellik çok özel, kişilerin tamamen birbirlerine odaklandıkları, duygusal olarak son derece hassas bir süreçtir. Üçüncü bir kişinin dahil olması, eşler istekli olsalar dahi travmatik olabilir ve ilişkide yabancılaşmaya sebep olur. Cinsel fantezilerde ne yapıldığı kadar, neyin başlatıldığı çok önemlidir. Bu deneyimlerden sonra ilişki artık eski ilişki olmaktan çıkar.