Kızınızın spor spikeri olmasına sıcak bakmadığınızı söylemiştiniz. Fikriniz değişti mi?
Şansal B: Sıcak bakmamamın nedeni Sine'nin birikiminin kültür-sanat alanında olmasıydı. Bildiği alanda ilerlemesinin daha iyi olacağına inanıyordum. Bir de bayanların spor spikerliğinde sanki çok da donanımlı olmadıklarını düşünüyordum. Ancak hem bilgi, hem ekran duruşu açısından umduğumdan daha iyi bir mesafe aldı.
Sine size ekrana çıkacağını söyledi. Bilgisini test ettiniz mi, onu çalıştırdınız mı?
Şansal B: Zaman zaman önerilerde bulunurum ama çalıştırmam. Ancak Sine, Kültür-Sanat bölümünde işe başlamadan önce spikerlerin babası Öztürk Pekin'den ders almıştı. Öztürk Pekin o zaman "Sine'ye vereceğim fazla bir şey yok. İyi" demişti. Ufak tefek ayrıntılar konusunda uyarmıştı.
Yayın ihalesinin ardından çok sayıda ismin transfer edileceği konuşuldu. Sine de beğenilen bir spor spikeri. Kızınızı transfer etmeyi düşünür müydünüz?
Şansal B: Düşünmem. Digitürkçüler Sine'yi çok sever, başarılı bulurlar. Ama bana göre elli türlü sakıncası var. Laf olur, "Kendi kızına torpil geçiyor" derler ki hayatta öyle bir anlayışım yoktur. Babası olduğum için, elde etmesi gereken hakları elde edemeyebilir.
Sine'nin sizin kızınız olduğunu bilmeden, "Ekranda çok güzel bir spiker var" diye konuşan biri olsa ne düşünürsünüz?
Şansal B: Diyebilirler. Diyorlardır da... İşini yapıyor. Beğenenler de olacaktır, eleştirenler de... Güzelliğiyle öne çıkmasını istemem ama ekrana çıkan kişilerin fiziğinin düzgün olması gerek. Dünya televizyonculuğunun kuralı bu. Erkek için de, kadın için de bu böyle.
Babam gibi erkek aradığım için mutsuz oluyorum
Babanla özel hayatını konuşabilir misin?
Sine B: Yok. Detaylı bir şekilde konuşmam. Ama babam bana her zaman tavsiyelerde bulunur. Söylemek istediği şeyleri herhangi bir anda dile getirir. Ya da bazen söylemek istediği şeyi, bir hikâyenin içine yedirir ve ben oradan mesaj alırım. Babam bakışlarıyla bile konuşur.
Şansal B: Yalnız bundan despot bir baba tanımlaması çıkmasın. Bizim evde demokratik bir anlayış vardır. Ancak biraz korumacı olabilirim. Baba için evlat her zaman evlattır. Kaç yaşına gelirse gelsin... Annem babam söylerdi bunu da inanmazdım. Kızımla da, oğlumla da arada sırada konuşma ihtiyacı hissediyorum. Allah'tan bana konuşacak bir şey de bırakmıyorlar. Çok düzgün yaşıyorlar, ikisi de çok terbiyeli çocuklardır.
"Kızlar babası gibi birini arar" derler, var mıdır sende böyle bir baba hayranlığı?
Sine B: Kesin var. O yüzden hep mutsuz oluyorum. Babamın yanından geçebilecek biriyle dahi tanışmadım henüz. Standartlarım çok yüksek.
Şansal B: Kızım anlayış farkı var, çağ farkı var.
Sine B: Ama ben seviyorum o eski tarzı, beyefendiliği... Böyle adamlar kalmadı artık.
Kızınıza eş olarak, "doktorlar mühendisler" mi layık görürsünüz, yoksa yeteneğine hayran olduğunuz bir futbolcu mu?
Şansal B: Camianın dışında bir insanla birlikte olmasını tercih ederim. Yılların verdiği tecrübeye dayanarak, medyatik evliliklerin sonunun mutlulukla biteceğine inanmıyorum. Sakin, gözlerden uzak bir evlilik daha iyi. Belli bir kesimi aşağılamak haddim değil. Kaldı ki futbolcu kitlesini beğenirim. Çok uzun yıllara dayanan dostluklarım var. Bu benim görüşüm. Kızım üzerinde etkili oluyor muyum, olmuyor muyum, orası tartışılır.
Oluyor mu Sine?
Sine B: Babamın görüşleri benim için çok değerlidir. Ama ben de, iki yıldır spor servisinde çalışan biri olarak, sporcu psikolojisini gözlemlemiş durumdayım. Sporcu eşi olmak çok çok zor bir şey olsa gerek. Hiç arzu etmem.
"Babası ayırdı" dendi,
yok öyle bir şey
Evlilik kararı almıştın, vazgeçmende babanın etkisi oldu mu?
Sine B: Biz iki ay gibi kısa bir sürede evlilik kararı almıştık. Birbirimizi çok az tanıyorduk. Babam bu yüzden mevzuya ihtiyatlı yaklaştı. Kim olsa böyle yapardı. O kişiyle alakalı bir tavır değildi. Daha sonra da bu durumun dezavantajını yaşamaya başladığımız için ayrıldık. Babamın karışması, engellemesi, baskı kurması gibi bir şey söz konusu dahi olmadı. Sonuçta ben de 26 yaşında bir insanım.
Şansal B: Ben bir baskı yaptım. "Ayrılacağım" dediğinde, "İyi düşün kızım" baskısı yaptım. Defalarca ve ısrarla "Kimsenin etkisinde kalma. Bu senin vermen gereken bir karar" dedim. Olayları duygu ve mantık süzgecinden geçirmesini tembihledim. Çünkü bu işler sadece duyguyla da olmuyor, sadece mantıkla da... Ne annesi, ne kardeşi böyle yaklaştı olaya. Camiada "Babası ayırdı" dendi. Ben öyle bir adam değilim. Kızımın duygularına saygı duyarım. Başlangıçta niçin karşı çıktığımı söyledim ve geri çekildim. "Aşkın gözü kördür" derler ya... İlk başta itiraz ettiğim şeyleri, Sine o zaman anlamadı. Yaşaması gerekiyordu, yaşadı, erken bir karar aldığını anladı ve ayrıldı. Evlenseydi de yanında olurdum.
Sine hafta sonları arkadaşlarıyla olmayı
tercih ediyor, annesiyle ben yedeğe düştük
Baba kız birlikte neler yapmaktan hoşlanırsınız?
Şansal B: Birlikte vakit geçirmeye zaman olmuyor ki... Benim hayatım işte geçiyor.
Peki bu kadar yoğun bir iş hayatı, aile hayatından neler götürüyor?
Şansal B: Ben çocuklarımı çok az görerek büyüttüm. Mesela Sine'nin doğumunda Nihal'in yanında olamadım, işteydim. Yine de biz aile hayatına çok önem veririz. Ama Sine artık hafta sonu yemeklerinde bizim yerimize, iş arkadaşlarını tercih etmeye başladı. Yedeğe düştük, gibi bir hava var.
Sine B: Aaa. Aşk olsun baba. Ben gece çalışıyorum biliyorsun. Çocukluğumdan hiç unutamadım bir şey vardır. Babam eve dörtte-beşte dahi gelse, sabah yedide kalkıp, bize kahvaltı hazırlar, servise bindirir, tekrar işe giderdi. Hiçbir gün bir "beş dakika daha uyuyayım" dememiştir. O kahvaltı masası sohbetleri benim için çok önemliydi.
Şansal Büyüka'ın kızı olmak nasıl bir duygu?
Sine B: Çok gurur duyuyorum babamla. Şansal Büyüka bu sektörde o kadar büyük bir marka ve yeri zor doldurulur bir insan ki, elbette üzerimde ekstra bir yük hissediyorum.
Şansal B: Doldur beni kızım, doldur.
Sine B: Öyle. Büyüka soyadını taşımak büyük bir sorumluluk. Ama öğrencisi bile olsam aynı şeyi hissederdim. Onun yüzünü kara çıkartmamak, ona gurur verecek işler yapmak benim için çok önemli.
Spor servisi erkek dünyası. Erkekler arasında çalışmak nasıl bir duygu?
Sine B: Mükemmel! Size şaşırtıcı gelebilir ama inanılmaz rahat ve huzurluyum. Erkeklerle çalışmak, kadınlarla çalışmaktan çok daha kolay. Erkekler açık ve net şekilde istediklerini dile getiriyorlar. Kadınlar gibi ima yoluna gitmiyorlar. Ben de aklımdakileri dümdüz söylüyorum. "Acaba yanlış anlaşılır mıyım?", "Lafım başka yere çekilir mi?" diye dikkatli olmak zorunda hissetmiyorum kendimi. Bizim servisteki arkadaşlarla hemen hemen aynı yaşlardayız. Hepsi de çok iyi eğitimli, çok sosyal çocuklar. Çoğu servis dışında da çok yakın arkadaşım. Konserlere gidiyoruz, yemeklere gidiyoruz. Ayrıca karşı cinsi anlamak adına da çok büyük tecrübe oluyor benim için. Bizi kardeş gibi gördükleri için yanımızda her şeyi konuşuyorlar, dedikodu yapıyorlar. Kadınlarla ilgili kafalarının nasıl çalıştığını, ne düşündüklerini de anlıyorum böylece.
Bacı muhabbeti var yani...
Sine B: Aynen öyle. Gerçekten kardeş gibiyiz.
Sine, mesleğinle ilgili hayalin nedir?
Sine B: Kültür sanatta çalışırken her işe koşuyordum. Bu yüzden ekran arkasına dair deneyimim var. Hayalim ekran önünde yer alırken, işin mutfağında da çalışabileceğim bir program hazırlamak. İkisini birleştirmenin vakti yavaş yavaş geliyor. Futbolla birlikte, basketbol, buz pateni, tenis, yüzme gibi tüm spor dallarına yer ayıran, bununla beraber müzik ve kültür sanata dair haberlere de yer veren bir program hazırlamayı çok istiyorum.
Çocuklar anne ve dayılarını baskısıyla
GS'li oldu, ben hiç etkilemedim
Armut dibine düşer. Çocuklar nasıl Galatasaraylı oldu?
Şansal B: Büyürlerken ben hiç müdahil olmadım. Fanatik taraftarlığı da çok doğru bulmam. Anne, dayılar Galatasaraylı. Onlar çok baskı yaptı. O arada Galatasaray'ın dört yıl üst üste şampiyon olmuşluğu var. Avrupa şampiyonluğu var. Derler ya "Çocuk donmamış beton gibidir. Üzerine ne düşse iz yapar" diye. Oğlum çok etkilendi Galatasaray'dan.
Derbi izliyor musunuz beraber?
Şansal B: Arada sırada... Ama çekişme olmaz. Ben genellikle maçları şirkette izliyorum. Eskiden oğlum diğer takımları düşman gibi görürdü. Allah'tan değişti.
Biraz oğlunuzdan bahseder misiniz?
Şansal B: Oğlum 25 yaşında. İyi eğitimli bir çocuk. İddia'nın, devletin spor toto teşkilatının sanal bayiliğini yapıyor, ayrıca Maraton'un internet sitesini yönetiyor. Gazeteciliğin çok uzağında biri. Futbolla aşırı ilgili, sakin, düzenli bir adam. Hatta "Oğlum gez, dolaş, dağıt biraz" diyeceğim kadar sakin biri. Ona yapım şirketi kurmak istedim. Ama o, televizyon camiasından uzak durmak istedi. Söylemesi ayıp, oğlum diye söylemiyorum, epeyi yakışıklı bir çocuktur. Rahmetli Osman Yağmurdereli dizi oyuncusu olmasını teklif etmişti de, düşünmemişti bile.
Yıllardır güçlünün değil
haklının yanında durduk
Gelelim Maraton'a... Maratonun yerini nasıl dolduracaksınız?
Şansal B: Türk televizyonlarında programların yüzü bu kadar çabuk eskirken, 14 yıl süren bir programdan bahsediyoruz. Futbolun neredeyse yazılmamış anayasası gibi bir şey. Beğenirsiniz, beğenmezsiniz ama kapalı bir kanalda yayınlanmasına rağmen kanaat önderi olmuş bir program. Bugün ekrana neyi koyarsanız koyun, Maraton'un yerini doldurmak kolay olmayacaktır. Mutlaka yeni ve güzel programlar olacak. Ama karşılaştırmamak gerek.
Bir devrin sonu diyebilir miyiz?
Şansal B: Denilebilir. Maraton'un talibi de bitmez, müşterisi de bitmez. Bu bir futbol programı değildi sadece. Gece mutfak konuşuyorduk. Erman Hoca pastırmalı yumurta veya kaymaklı ekmek kadayıfı tarifi veriyordu. Eşi hamileyken çamaşırı nasıl yıkayıp, nasıl astığını anlatıyordu. Siyaset de konuşuyordu, yumruğu da masaya vuruyordu, azılı bir sigara karşıtı olarak sigarayla mücadele de ediyordu. Her kesimin seyrettiği, yaşamın içinden bir programdı.
Sabah dörde beşe kadar süren tek programdı herhalde.
Şansal B: Yayıncı kuruluşun programısınız. Anadolu takımlarını kısa geçerseniz alınırlar. Biz ligdeki tüm karşılaşmalara eşit süre ayırarak değerlendiriyorduk. Maraton sonlandırıldıktan sonra bir bakanımızla konuştum. Şu dönemde beni en çok duygulandıran lafı etti. Dedi ki: "Yıllarca güçlünün değil, haklının yanında durdunuz." Bu da bizim şeref madalyalarımızdan biridir. Güçlünün yanında dursak, belki ömrümüz daha kısa olurdu. Ya da bugünün koşullarında belki program devam ederdi. Ama "Ağaçlar ayakta ölür" misali, programın sonu kendiliğinden gelirdi.
Erman Toroğlu'yla tarzınızın farklı olduğu gerçek ama hocanın tarzını olduğu haliyle savunduğunuz da biliniyor. Hayatta herkesi olduğu gibi kabul eder misiniz, yoksa o Erman Hoca'ya mı özel?
Şansal B: 14 yıllık partneriz. Önceden tanışıklığımız dostluğumuz var. Ama özel hayatımızda hemen hemen hiç görüşmeyiz. En fazla zamanı, ayrıldıktan sonra geçen Cumartesi günü geçirdik. Öğle yemeğinde buluşup, akşama kadar konuştuk. Tarzımız ayrı, hayata bakışımız ayrı... Onun gittiği yerlere ben gitmem, benim gittiğim yerlere o gitmez. Benim bulunduğum çevreye o girmez, ben onunkine girmem.
Halbuki yediğiniz, içtiğiniz ayrı gitmiyormuş gibi duruyor.
Şansal B: Yok, öyle değil. Ama 14 yılda insan birbirini bir kez kırmaz mı? Bizim programda çok sert birbirimize girdiğimiz olurdu. Hayata bakışımız farklı olsa da, hayattaki en iyi dostlarımdan biri olarak kalmaya devam edecektir. Diğer insanlara gelince... Herkese çabuk inanıyorum ve bazılarına olduğundan daha fazla değer veriyorum. Bazı kişileri gereksiz sırtlamaya ve anlamaya çalışıyorum. Bu konuda yanlış yaptığıma inanıyorum. Haketmeyen çok var çünkü...
Aziz Yıldırım Erman'ın
gitmesini istemiştir
Erman Hoca'nın kendisini Aziz Yıldırım'ın gönderdiği yönündeki açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şansal B: Aziz Yıldırım'ın Erman Toroğlu'na kızdığı, uzunca bir süredir onunla uğraştığı biliniyor. Benzer bir durum Hıncal Uluç için de vardır. Ve ne tesadüf ki, Aziz Yıldırım'ı en çok eleştiren iki insanın da programı yayından kaldırılıyor. Aziz Başkan da bugüne kadar bunu yalanlamadı. "Hayır. Benim bu işlere müdahelem yok, kanallara baskım yok." demedi -ki doğru olduğu herkesçe bilinen bazı haberleri bile zaman zaman yalanlar. Bu durumda insanlar Hıncal Uluç'u da, Erman Toroğlu'nu da Aziz Yıldırım'ın gönderdiğini düşünebilir. Ancak ben biliyorum ki, birkaç yıldır Digitürk Genel Müdürü'nün programdan rahatsızlığı vardı. Erman Toroğlu'nu sevmesine rağmen, kanalın genel yapısıyla, Erman Toroğlu'nun tarzının örtüşmediğini düşünüyordu. Digitürk Genel Müdürü'nün duruşu şu: "Biz bir malı satarken, bu malı parlatmamız, öne çıkarmamız gerekiyor. Erman Hoca gerçekleri söylerken, malın değerini azaltıyor."
Yani Aziz Yıldırım'ın baskısı olmuştur ama nedeni o değildir.
Şansal B: Yüzde yüz olmuştur. Elinden geleni ardına koymamıştır. Belki ihale sonucu bu işi hızlandırmıştır. Ancak ben kurumuma olan inancım nedeniyle, Erman Toroğlu'nun gönderilme nedeninin Aziz Yıldırım olduğuna inanmak istemiyorum. Onun baskısı işe yarasaydı, Erman Toroğlu'nun çoktan gönderilmiş olacağını düşünüyorum.
Anladığım kadarıyla Digitürk yayın kalitesini artırmak, marka değerini yükseltmek istiyor. Erman Hoca gidince bu değer yükselecek mi?
Şansal B: Bana kalırsa kanalın marka değerini yıpratanlardan bir günahkarlar listesi yapsanız, Erman Toroğlu bu listeye ya son sıradan girer, ya da girmez. Kulüpler dibe vurmuş mali tablolarını düzeltmeden, kavga dövüşü bırakmadan, akıllı transferler yapmadan futbolun da, kanalın da marka değeri artmaz. İki stadı kenara koyun, en yeni stadımız 50 yıllık. Bayanların gireceği tuvaletler yok. Çatılardan yayın çekiyoruz, seyirci arasında maç anlatıyoruz, federasyonun yeni talimatına göre kameraların koyulması gereken yerlere kulüpler kamera koydurmuyor. Kulüpler, kulüp televizyonlarını 321 milyon dolar veren yayıncının çok daha önünde tutuyor. İngiltere Premier Ligi'nden örnek veriyorlar. "Böyle olalım." diye... Orada maç öncesi takımların nasıl hazırlandığına dair programlar yapılır. İsim vererek söylüyorum, Kayserispor-Galatasaray maçı için aynısını yapayım dedim. Galatasaraylı iki futbolcudan, Florya'da yapılmak üzere 2'şer dakikalık röportaj talep ettim. Kulüp kabul etmedi. İngiltere'de kulüp futbolcusunu yemek programına bile gönderiyor. Son Manchester-Arsenal maçı öncesinde dünyanın en kariyerli iki hocası yayıncının kamerasının karşısına geçti. Maç başlamadan önce 10'ar dakika röportaj verdi. Kısaca yayın kalitesini artırmak için yayıncının gayreti yetmez. Klüplerin yardımcı olması gerek.
Diğer kanallara sansür
mü uygulayacaklar
İhaleden kendi paylarına düşecek olan parayı, kaliteyi artırmak için değerlendirecekler mi sizce?
Şansal B: Ben inanmıyorum. "Nasıl olsa daha fazla para aldık" diye, daha fazla hesapsız kitapsız harcamalar yapacaklardır.
Klüplerde yönetimlerin değişmesi lazım, o zaman.
Şansal B: Yüzde 100 değişmesi lazım.
Kadın yönetici lazım belki de...
Şansal B: Bakın onu da konuşabiliriz, tartışabiliriz. Başkanlar gerçek bir başkan profili çizmeliler. İki dakikalık röportaj nasıl vermezsin yayıncı kanala? İzleyici saha içi kadar, saha dışını da merak ediyor. Bunu sunmamız lazım onlara. Erman Toroğlu gitti, tamam. En az hakem konuşulan yer Maraton programıdır. Süreye bakın. Diğer programları nasıl kontrol edeceksiniz? Böyle bir şey var mı? Sansür mü uygulayacaksınız herkese?
Peki Oğuz Tongsir (Lig TV spikeri) gitti mi, gönderildi mi?
Şansal B: Erman Toroğlu'nun gidişi müessesenin kesin ve kararlı tavrıdır. Oğuz Tongsir'e aynen şunu söyledim. "Bu kadronun içindesin, ekrana çıkmaya devam edeceksin." Kendisi internet sitelerinde işten çıkartılacaklar listesinde adının çıktığını, bunu kabul edemeyeceğini, kendisinin bir marka değeri olduğunu söyledi. Oğuz'un gidişi, kendi iradesiyledir.
Yaprak dökümü devam edecek mi?
9 yıllık bir ekibiz. Kadromuzun bir revizeye ihtiyacı var. Veda edeceğimiz arkadaşlar da olacak, aramıza yeni katılacak olanlar da... Sadece şunu söyleyebilirim. Çok genç bir kadro kuracağız.
Ekranlarda sizi ne zaman göreceğiz?
Bu sezon çıkmayı düşünmüyorum. Yeni sezon için de bir şey söylemek istemiyorum.
Herhalde Maraton'dan sonra tekrar ekrana çıkmak için orjinal bir format bulmanız gerekiyor.
Buluruz bulmasına da... Maraton'un üstüne bir şey yapmak kolay değil. Farklı, karşılaştırılmayacak bir şey lazım. Ama ne olursa olsun, karşılaştırılacaktır. O yüzden ekran arkasındaki görevim şu anda her zamankinden yoğunken, yüzümü bir müddet dinlendireceğim.
Özleyeceğiz sizi...
Sağolun. Biz de izleyicilerimizi özleyeceğiz.